DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Adana °C

KÜRSÜLER DOLU SOKAKLAR BOŞ KALDI

KÜRSÜLER DOLU SOKAKLAR BOŞ KALDI
REKLAM ALANI
15.10.2026
1.181
A+
A-

İslam âleminin kurtuluşu kürsülerde konuşmakla değil, gönüllere ulaşmakla mümkün olacaktır.

Yıllardır aynı manzarayı seyrediyoruz. Âlimler bir araya geliyor, konferanslar ve kongreler düzenleniyor. İslam âleminin sorunları konuşuluyor, çözüm yolları tartışılıyor, bildiriler ve kınamalar yayımlanıyor. Ardından herkes evine dönüyor.

ARA REKLAM ALANI

Peki, değişen ne var? Söz çok, toplantı çok. Ama sahada gayret yoksa bütün bunların ne anlamı var? Yıllardır aynı meseleleri konuşuyor, aynı şikâyetleri dile getiriyorsak artık yöntemimizi sorgulamalıyız.
Hakikati bilmek ve kürsülerde konuşmakla onu insanlara ulaştırmak aynı şey değildir.

Allah Resulü’nün (s.a.v.) hayatına bakalım. O, insanlığın kurtuluşu için insanların arasına girdi, onlarla konuştu, dertlerini dinledi ve hakikati anlattı. Sahabe de iman ettikleri davayı yalnızca meclislerde konuşulan bir fikir olarak görmedi, daveti hayatın içine taşıdı.

Bugün bizim de ihtiyacımız olan budur. Bir konferans salonunda bin kişiye konuşmak kıymetli olabilir. Fakat bir insanın kapısını çalmak, derdini dinlemek ve gönlüne ulaşmak da en az bunun kadar önemlidir. Çünkü bazen bir insanın hayatı, kendisini anlayan birinin samimi sözüyle değişebilir.

Davet, yalnızca mikrofonu eline alıp konuşmak değildir. Bir kapıyı çalmak, bir gönüle misafir olmak, insanlarla birebir ilgilenmektir. Konferanslar yapılabilir, ilim meclisleri kurulabilir; ancak bunlar sahadaki çalışmanın yerine geçmemelidir.

Bugün gençlerimiz çeşitli sorunlarla boğuşuyor, aileler manevi sıkıntılar yaşıyor, toplumda ciddi bir savrulma yaşanıyor. Bütün bunlar karşısında yalnızca şikâyet etmek, sosyal medyada birkaç cümle yazmak, ekranların karşısında öfkelenmek yeterli mi?

Bu insanlar bizim insanlarımız. Bu millet bizim milletimiz. Bu ülkenin manevi geleceği bizim de sorumluluğumuzdur.

İnsanlarımızın bir kısmı yaşananların farkında olmayabilir, bir kısmı yanlış bilgilendirilebilir. Bir kısmı da hakikati duymaya ihtiyaç duyduğu hâlde kendisine ulaşan kimseyi bulamayabilir. İşte davet ehlinin görevi, insanlara ulaşmak, dinlemek ve İslam’ın hakikatlerini anlatmaktır.

Toplumun içine inmeyen, insanın derdine dokunmayan bir davet hareketi, kendi sesini yine kendisine duyurmaktan öteye geçemez.
İyiliği emretmek, kötülüğe engel olmak bir sorumluluktur

Allah Azze ve Celle, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten meneden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Âl-i İmrân, 3/104)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Nefsim (canım) elinde olan Allah’a yemin olsun ki; ya iyiliği emreder kötülükten sakındırırsınız ya da Allah yakında sizin üzerinize öyle bir bela gönderir de sonra Allah’a dua edersiniz de duanız kabul edilmez.”

Bu uyarı üzerinde ciddi ciddi düşünmeliyiz. Bir toplumda yanlışlar yaygınlaşıyor, kötülükler sıradanlaşıyor ve insanlar manevi değerlerinden uzaklaşıyorsa bunları yalnızca seyretmekle yetinemeyiz.

Dua etmek başka, duanın gerektirdiği sorumluluğu yerine getirmek başkadır. Allah’a tevekkül etmek başka, üzerimize düşen vazifeyi terk edip netice beklemek başkadır.

Artık salonlardan çıkıp sahaya inmeliyiz
Âlimlerimize, hocalarımıza, davetçilerimize ve bu toplumun derdiyle dertlenen herkese çağrım var:

Artık yalnızca konuşmayın. Mahalle mahalle, sokak sokak, kapı kapı insanlara ulaşın. Gençlerle, esnafla, işçilerle, öğrencilerle ve ailelerle konuşun. Dertlerini dinleyin, insanlara Allah’ı, İslam’ı, imanı, ahlakı ve kulluk sorumluluğunu anlatın.

İnsanları birer taraftar veya sayı olarak görmeyin, onları anlamaya çalışın. Hakikati sabırla, hikmetle ve güzel bir üslupla anlatın. Hidayet Allah’tandır. Bize düşen, hakikati ulaştırmak ve sorumluluğumuzu yerine getirmektir.

İslam âlemi ağır imtihanlardan geçiyor. Böyle bir zamanda bize düşen, yalnızca yaşananları seyretmek veya birbirimize şikâyetlerimizi anlatmak değildir.

İlmimiz varsa insanlara ulaştıracağız. İmkânımız varsa davet yolunda kullanacağız.
Çünkü büyük değişimler her zaman büyük salonlarda başlamaz. Bazen bir dost ziyaretinde, bazen bir çay sohbetinde başlar.
İnsanlara ulaşmadan insanlığı değiştiremeyiz. Toplumun içine girmeden topluma yön veremeyiz. Daveti konferans salonlarına sıkıştırarak hayatı değiştiremeyiz.

Öyleyse konferans salonlarından çıkalım, milletin kapısını çalalım. Hakikati yalnızca kürsülerde değil, sokaklarda, evlerde, iş yerlerinde, insanların hayatlarının tam ortasında anlatalım.

Belki de yıllardır beklediğimiz değişimin ilk adımı, çalmayı ihmal ettiğimiz o kapılarınn ardındadır.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.