• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 22 Ekim 2019
  • 10:21
 
VEFATININ SENE'İ DEVRİYESİNDE MEHMET ALİ DURMUŞ HOCA 19 Ağustos 2019, Pazartesi

Doyamadık Dayım...

Ne güzel söylemiş şair.

âvâzeyi bu âleme dâvûd gibi sal
bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.
(Bu âleme Hz. Davud gibi bir ses bırak¸ çünkü bu dünyada kalıcı olan güzel bir sestir.)...

Evet, Bu dünyadan güzel bir insan geçti, 
Özü güzel sözü güzel bir insan...

                     *   *   *

Hani bazı insanlar vardır Âkil insanlar, vefatları ile birlikte geride bıraktıkları eş dost ve akrabalar arasında derin ve uzun yıllar unutulmayacak ve akla her geldiğinde boğazları düğümleyecek derecede bir üzüntü ve büyük bir boşluk bırakırlar ya; aynen öyle. 

Aşk ile icra ettiği Öğretmenlik görevine başladığı ve tayin olduğu köy, ilçe ve şehirlerde 30 yılı aşkın sürdürdüğü meslek hayatında gittiği her yerde, ikamet ettiği her bölgede, köylerde, ilçelerde, şehirlerde, yapmacık değil gerçek anlamda cânı gönülden yürekten sevilen, sayılan, hürmet göstermekten keyif alınan, gittiği her yerde biraz daha kalsa, biraz daha konuşsa denilen, konuştuğu her cemaatte, ortamda, sanki orta yerde bir kuş varmış da, ses yapınca uçacakmışcasına pür dikkat sessizce dinlenen, katiyetle sözü kesil(e)meyen, her hal ve şartta kanaatine kıymet verilen, tanıyan herkese göre "böyle bir şahsiyet nadiren gelir" dedirten...

Akrabalığın ve bağlılığın nasıl muazzez bir nimet olduğunu, biz bütün yakınlarına hayatı ile anlatan.

Ahirete irtihalinin ardından tanıdığı bütün yakınlarına sanki söz birliği ettirmişcesine tek bir kelime, "Doyamadık" dedirten...

Evet, benzerine nadiren rastlanan ulvî bir şahşiyet, bir derya.
O, Mehmet Ali Hoca.

İsminin geçtiği her ortamda, mübâlağa etmiyorum, öncelikle yürekler inceden bir sızlar, başlar öne düşer ve hüzünlü bir bekleyiş...
Tâki farklı bir şey konuşulana, muhabbet başka bir yöne çekilene kadar.

Nedendir bilmem dayım, gidenlerin arkasından hatıraları, anıları yâd edilip anlatılırken insanların hayatlarında birçok hatıran olmasına rağmen, neden senin ismin geçtiği zaman dostlarının, sevenlerinin başları öne eğilir,
"Allah gani gani rahmet eylesin, Onun gibisi gelmez" sözünden başka bir şey söylenemez?
Acaba seni övmeye layık kelime bulamamaktan mı çekinirler bilmem ki ?

Aslında her zaman öyle değil miydi?
Sen konuşsan herkes susardı. Şimdi de öyle, adın geçtiği zaman herkes susuyor, kimse konuşmuyor. Daha doğrusu boğazlar düğümleniyor konuşulamıyor.

Gayet fırtınalı geçen bir gençlik dönemimden hamdolsun mayamız baskın gelip kendimizi bulduktan sonra bir aile toplantısında, hiç ummadığım bir anda "Aramıza hoş geldin, Seni çok bekledik oğlum" deyişin,
O, Duyunca içimi okşayan, hiç aklımdan çıkmayan, 
hâlâ kulaklarımda çınlayan.
Evlilik sürecimde dahi her daim yanımda olan, Allah'ın emri Peygamberin kavli ile başlayan, nişan yüzüklerimizi dualar eşliğinde takan ve düğünümde nikahımızı kıyan.
Yani benim dünyamda "Her zaman dağ gibi arkandayım oğlum" hissini uyandıran...

Etrafına talebelerini toplamış ders yapan bir öğretmen gibi kullandığı kelimeler ile dinleyenlerini kendine hayran hayran baktıran,
verdiği örneklerle ve meseleleri daha bir açıklayıcı olması hasebiyle anlattığı nasihatvâri hikayelerle kendisine duyulan hayranlığı kat be kat arttıran,
Konuşunca sözlerinden lezzet, kurduğu cümlelerden hikmet damlayan...

Kördüğüm olmuş her sıkıntılı iş, senin hakemliğinde nasılda sükun bulur,
seni yeni tanıyan ve bir vesile ile sohbet ortamında bulunan bir kişi,
çok değil üç beş dakika, yani edeceğin birkaç kelam'dan sonra
ne denli kalender bir şahsiyetin karşısında olduğunu anlar,
O'da engin derya'ndan nasîbine düşeni alırdı.

Sen nasıl bir Adam'dın dayı
yüreğin ne kadar engindi.

Yıllar çok hızlı geçiyor
Yüzüme depderin izler düşüyor. şimdi ömrümün tam orta yerindeyim dayı.
Burada olsaydın şimdi anlatırdık yine sana her çıkmazımızı,
Düştüğümüz çıkmazlardan yine tutar çıkarır mıydın bizi dayı.

Kişi vefat edince ardı sıra söylenen güzel sözler, düzülen methiyeler gibi değil bizimkisi,
inanki sen hayatta ikende bâdem gözlüydün dayı...

Doktorların akciğer kanseri teşhisi
sonrası bir yıl kanserle “pençeleşme” süreci başlıyor. 
Öleceğini biliyor; daha doğrusu ölümü bekliyor ama sızlanmıyor; Rabbinin yazdığı kadere tam mânâsıyla teslim olmuş bir insan, Bir Müslüman örnekliği göstererek sabrediyor, şükrediyor.
Kanserle "pençeleşme" dediğime bakmayın 
kansere gülüp geçiyordu sanki. Teslimiyeti ve tevekkülü öylesine yüceydi ki, elim hastalığına aldırmaksızın her zamanki babacan tavırlarıyla yine insanlarla hoş sohbetlerde bulunur, Allah'ın ona bahşettiği Âkil adamlık görevini hiç aksatmadan yerine getirirdi...

Ve yurtdışında bulunduğum bir dönem, yaptığımız son telefon görüşmesinde "Hakkını helal et, dua et oğlum" deyişin ve yaklaşık bir hafta sonra vefat haberin...

Kabrin nûr Makâmın Âli olsun,  Efendimize komşu olasın, Rabbim seni Firdevs'in cennetleri ile şereflendirsin güzel insan.
"Bâkî kalan bu kubbede hoş bir sadâ imiş"
Hoş sadâ'n kulaklarımızda hâlâ

Doyamadık Dayım...