• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 20 Ekim 2019
  • 03:09
 
MÜ’MİNLERE ZALİM OLMA GÜÇLÜLERİ ZAYIFLARA MUSALLAT ETME 06 Ağustos 2019, Salı

Zamanın Üstadlarından  Hasan-ı Basrî, Halife Ömer ibn Abdülaziz'e yazdığı mektubunda, adil yöneticinin niteliklerini şöyle sıralar:

"Ey müminlerin emîri! Bil ki Allah, adil imamı; haktan her sapanı düzeltici, her zalimi doğrultucu, her bozuğu ıslâh edici, her zayıfa güç, her mazluma hakkını veren ve her şaşkına sığınak kılmıştır..
Ey müminlerin emîri! Ädil imam; çocuğuna karşı merhametli, yufka yürekli bir ana gibidir. Onu meşakkatle taşır, meşakkatle doğurur. Çocukken terbiye eder. Uyandığında o da uyanır, huzuru ile huzur bulur. Emzirir sonra sütten keser. Sağlığına sevinir, şikâyetinden kederlenir.
Ey müminlerin emîri! Âdil imam; yetimlerin vâsisidir, miskinlerin koruyucusudur. Küçükleri terbiye eder, büyüklerinin geçimini sağlar.
Ey müminlerin emîri! Âdil imam; organlar içinde kalp gibidir. Onun sağlıklı olmasıyla diğer organlar sıhhat bulur, bozulmasıyla da bozulur.
Ey müminlerin emîri! Âdil imam; kullarla Allah arasında köprüdür. Allah kelâmını işitir ve onlara dinletir, Allah'ın emirlerini gözetler ve onlara gösterir, Allah'a boyun eğer onlara da boyun eğdirir. Ey müminlerin emîri! Allah'ın sana emanet ettiği mülkte; efendisi kendisine güvenip muhafaza etsin diye emanet ettiği malını heba eden, ev halkını dağıtıp perişan eden, onları fakirleştiren köle gibi olma!
Ey müminlerin emîri! Bil ki, Allah, yasakları; insanları ahlâksızlıklardan, kötülüklerden sakındırmak için indirmiştir. Onları, uygulamakla görevli olan o  yasakları  çiğner, o haramları serbest bırakırsa durum nasıl olur? Allahın indirdikleri ile hükmet insanlar aarsında adaletle karar ver.
Şüphesiz Allah, "kısas"ı, kulları için bir hayat olarak indirmiştir. Onlara kısası uygulayacak olan, onları öldürürse nice olur?
Ey müminlerin emîri! Ölümü ve ölümden sonraki hayatı, ölüm anında taraftarlarının ve ona karşı yardımcılarının azlığını düşün. Onun için ve ondan sonraki büyük korku günü için azık edin.
Bil ki ey müminlerin emîri! Şu anda bulunduğun meskeninden başka bir meskenin var,kabristan orada ikametin çok uzun sürecektir. Sevdiklerin senden ayrılacaklar ve seni onun dibinde yapayalnız bırakacaklar. O halde, kişinin; kardeşinden, ana-babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı o gün için sana yarayacak takva azığı azığının zulüm ve baskı olmasından sakın.
Ey müminlerin emîri! Düşün, kabirdekilerin, diriltilip dışarı atıldığı, kalblerde ve gönüllerde olanların ortaya konduğu günü, ki o gün tüm sırlar açığa çıkarılmış ve kitap "küçük-büyük" hiçbir şeyi bırakmadan kapsamıştır. Kabirlerdeki ölüler, diriltilip çıkarıldığı ve kalplerde olanlar açığa çıkarıldığı zaman…”2sırlar ortaya çıkacaktır. Amel defteri “Küçük-büyük hiçbir şey bırakmadan her şeyi sayar.”3 Şimdi sana mühlet verilmiştir. Ecel gelmeden, ümit kapıları kapanmadan, sakın ey müminlerin emiri, cahiliyet hükmüyle hüküm verme! Mü’minlere karşı zalimler gibi davranma! Güçlüleri zayıflara musallat etme! Çünkü o güçlüler “Bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler ne de bir vaad.”4 Aksi takdirde hem kendi günahlarını hem de başkalarının günahını yüklenirsin. Senin yoksul kalmana sebep olacak şeylerle zevkü safa sürenler ve senin ahirette erişeceğin nimetlerin kaybolmasına vesile olacak şeyleri dünyada yiyenler seni aldatmasın. Bugünkü kuvvetine değil yarınki kuvvetine bak. Yarın sen, ölümün pençesinde esir olacaksın. Meleklerin ve peygamberlerin de toplu olarak bulundukları, Allah’ın huzuruna varacaksın. O gün “Bütün yüzler, diri ve yarattıklarının işini yürüten Allah’a dönmüştür ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.”5
Ey müminlerin emîri! Bu öğüdümle her ne kadar benden önceki akıl sahiplerinin ulaştığı dereceye ulaşamazsam da hiçbir nasihati esirgemedim. Bu mektubumu; sevdiği kimseyi sağlığına kavuşturmak istediği için ona acı ilâçlar içiren bir doktor telâkki et. Allah'ın selâmı, rahmet ve bereketi üzerine olsun ey müminlerin emîri!"
Âdil yönetici; Kur'an ve hadîslerde ifade edildiği gibi, kanun ve hukuk karşısında bütün vatandaşların eşit muamele görmesini sağlar. Vatandaşlara farklı muamele etmez. Cenâb-ı Allah, Hz. Dâvud (a.s.)'a şöyle hitabeder: "Ey Dâvud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında hak ve adaletle hükmet. Hevâ ve hevesine uyma, yoksa bu seni, Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azapvardır."(Sâd,38/28)
Cenâb-ı Allah'ın Resulü Muhammed (s.a.s.)'e hitâbı da şöyledir:
"Emr olunduğun gibi dosdoğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle de: Allah'ın indirdiği Kitâb'a* inandım ve aranızda adaletle hükmetmekle emr olundum." (eş-Şûra, 42/15)
Üstad Mevdûdî ayeti açıklama sadedinde der ki: "Ben, tarafsız bir şekilde, adalet müessesesini yeryüzüne yerleştirmeye memur oldum. Benim işim, bir kimse hakkında, herhangi bir meselede taraf tutmak, yahut herhangi bir sebeple başka bir şahsın aleyhinde hüküm vermek değildir. Benim nazarımda bütün insanlar eşittir. Adalet ve insafın gereği de budur. Haklı olan, ne olursa olsun haklıdır. Haksız olan da, kim olursa olsun mutlaka haksızdır. Benim dinimde, hak ve adalet hususunda kimsenin imtiyazı olamaz. Bizden olsa da olmasa da..." (Mevdûdî, Hilafet ve Saltanat, Terc. Prof. Ali Genceli,İstanbul1980,68).  İslâmın özü, Müslümanlığın esası ve Allah’ın kesin emri adalet ve adil olmadır.
Adaletin olmadığı bir yerde dinden söz etmek nerede ise imkânsızdır.
Toplulukları yıkan veya yücelten şey adalettir.
Mülkün temeli olan adalet İslâmın ta kendisidir.
Adalet ve insan hakları kişiye veya siyasî görüşe göre farklılık gösterilirse adalet değil zulümdür.
Çünkü Rabbimiz biz inananlara: "Ey inananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahidler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun; bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının, doğrusu Allah, işlediklerinizden haberdardır. " (el-Mâide, 5/8)buyurur.
Âdil yönetici nazarında, bütün vatandaşlar; renk, soy-sop, dil, memleket ve ülke farkı olmaksızın, hukuk bakımından birbirine eşittir. Herhangi bir ferdin, bir zümrenin, bir sınıfın; herhangi bir soyun veya hanedanın, her ne suretle olursa olsun, hiçbir şekilde imtiyazı, farklı durumu yoktur. Kişisel özellikleri ve nitelikleri bakımından da bir kimse, hukuk karşısında, başkasından alt veya üst durumunda olamaz.  Allah: "Ey iman edenler! Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kabilelere ve oymaklara ayırdık. Şüphesiz ki sizin Allah'a göre en makbul olanınız, Allah'tan en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır." buyurur.(el-Hucurât49/13)
Âdil bir yönetici olarak Resulullah (s.a.s.) da hayatı boyunca bu prensipten taviz vermemiştir. Nitekim günün birinde, Mahzumoğulları kabilesinden, hırsızlık eden kadına ceza verilmemesi için, Kureyşliler Peygamber (s.a.s.)'e Üsâme b. Zeyd'i aracı olarak gönderirler. Üsâme, ricasını dile getirince, Resulullahs.a.s.): "Allah'ın hadleri*nden (ceza) birisinin terkedilmesine aracı mı oluyorsun" dedi. Ve ayağa kalkarak şöyle hitabetti:"Sizden öncekilerin helâk olmalarının sebebi, aralarından soylu, kuvvetli kimseler çaldıklarında, onlara ceza uygulamamaları, zayıf biri çaldığında ise ona hemen haddi uygulamalarıydı. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in kızı Fâtıma çalmış olsaydı elini keserdim " (Buhârî,Hudûd12:Müslim,Hudûd,8-9). "Hiç şüphesiz ki Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletlehükmetmeniziemreder."(en-Nisa,4/58)
Âdil yöneticinin Allah katında üstün bir derecesi, kullar arasında da saygıdeğer bir makamı vardır. Rasûlullah(s.a.s.):"Kıyamet günü, insanların Allah'a en sevgilisi ve meclis bakımından en yakını adil imam (devlet reisi), Allah'ın en sevmediği ve meclis bakımından en uzağı zalim imamdır." buyurur. (Tirmizî,Ahkâm,4)
Ve son bir uyarı ise halka “Sizin üzerinize birtakım emirler, yöneticiler tayin olunacaktır. Onların dine uygun olan işlerini iyi bulur, uygun olmayanlarını ise hoş karşılamaz, tenkit edersiniz. Kim hoş karşılamaz, kerih görürse günahdan korunmuş olur. Kim de tenkit eder, onların kötülüklerine engel olmaya çalışırsa, kurtuluşa erer. Fakat kim de razı ve hoşnut olur, onlara uyarsa Allaha isyan etmiş olur.”  Hz. Huzeyfe anlatıyor: Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurdu:
“İlerde başınıza geçecek bazı âmirler/yetkililer olacak, hem zulmederler, hem de yalan söylerler. Kim onların yalanlarını tasdik eder ve zulümlerine yardımcı olursa, o benden değil, ben de ondan değilim . O kimse, Kevser havuzuna da gidemez. Fakat onların yalanlarını tasdik etmeyen ve zulümlerinde onlara yardımcı olmayan kimse ise, o da bendendir, ben de ondanım ve o Kevser havuzuna da gider.” (Mecmau’z-zevaid, 5/248).