• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 19 Kasım 2019
  • 23:18
 
Kur’an’ı Tarihe Gömmek İsteyenler, Tarihin En Kokuşmuş Sayfalarına Gömüldüler 21 Ekim 2019, Pazartesi

Cumhuriyetin ilk milli eğitim bakanlarından olan ve 'Eski harflerle birlikte Kur'an'ı tarihe gömdük' diyen Mustafa Necati Uğural'ın Konya'daki ibretlik ölümü, Allah düşmanlarının sonunu on yıllardır gözler önüne seriyor.

 

Cumhuriyetin ilk milli eğitim bakanlarından olan ve 'Eski harflerle birlikte Kur'an'ı tarihe gömdük' diyen Mustafa Necati Uğural'ın ibretlik ölümü, Allah düşmanlarının sonunu gözler önüne seriyor.Ankara'nın en yoğun bölgesi Kızılay'da bir caddeye adı verilen Bay Necati, 1928 yılının son günlerinde Konya'da dehşet verici bir ölümle dünyadan göçtü.  Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Konya'da faaliyet gösteren Babalık Gazetesi'nin başyazarı onkoloji doktoru Haluk Nurbaki'nin bir yazısında aktardığına göre, Kur'an ve Allah düşmanı Mustafa Necati, düzenlenen bir konferansa katılmak ve eğitimde sapık fikirlerini yaymak için geldiği Konya'ya ibret verici bir ölümün pençesine düştü.

'Yatağı kırıldı, ameliyat yeri patladı'

Nurbaki yazısında, bu olayı şu sözlerle anlatıyor:

"Devrin ilk Maarif Vekillerinden (Milli Eğitim Bakanı) Mustafa Necati Konya’ya gelmiş ve Latin harflerinin üstünlüğünü(!) anlatmak üzere bir konferans düzenlemişti. Şehrin her tarafına yapıştırılan ilanlarda: “Eski Harflerle Birlikte Kur’an’ı da Tarihe Gömdük” yazıyor ve konferansın ertesi gün saat 10′da verileceği belirtiliyordu. Akşam, mükellef bir ziyafet verildi. Yemekten sonra bay Necati, ani bir apandist krizine yakalandı ve hemen hastahaneye kaldırılarak ameliyat edildi. Gösterilen itinayı anlatmaya lüzum yok, bütün hastahane hatta Konya ayakta idi. Bay Necati kurtulmuş, fakat ne çare ki haddini aşarak Kur’an’a dil uzatmıştı. Gece yarısı, imkansız denebilecek bir şey oldu ve Bay Necati’nin yatağı yan demirinden kırıldı. Hasta yere düşmüş ve ameliyat yeri patlamıştı. Ertesi gün saat 10′da, yani konferansın yapılacağı bildirilen saatte öldü!.." Kur’an’ı tarihe gömmek isteyenler, tarihin en kokuşmuş sahifelerine gömüldüler. Bu haddi aşan sözlerin sahibi daha 35 yaşında görevinin başında iken emir kulu iken tanımadığı yaratıcısının huzuruna gider. Artık gerisi onunla tanımaya yanaşmadığı Rab'bi arasındadır. Yorumcular bu durumu; Allah c.c. kıyamete kadar, korumasını kendi üzerine aldığı Kur'an-ı Kerim'inin bir mucizesi olduğu belirtip; ona sözünü ettiği fiilini yapmasına fırsat tanımamıştır' diye izah ederler. Bugünün Milli Eğitimi'nin ders kitaplarında bile İslam'ın gericilik ile suçlanması, darbeler övülerek medet umulması ve Peygamber efendilerimize hakaret edilen ders kitapları hazırlanmasına şaşırmamak gerek. Çünkü Talim ve Terbiye'nin de kurucusu olan ateist Mustafa Necati Uğural girdiği her yere kendi mayasında maya katmış olmalı. Dr. Rıza Nur'un ilk Milli Eğitim Bakanı olarak atandığı 04.05.1920 tarihinde bu yana geçen 88 yılda, 72 Milli Eğitim Bakanı gelmiş ve yüzlerce eğitim politikası denenmiştir. Hatırlayınız 'Kur'an Kurslarını köküne kibrit suyu dökeceğiz' diye yola çıkan 28 Şubat kuklalarının sonu ne olmuştu? İntihar girişiminde bulunan dönemin Milli Eğitim Bakanı ve siyasi mevtalar... Neden bilimsel çalışmalarda sondan birinci olduğumuz sizce de aşikâr değil mi? Bugün suçlu bir nesil yetişmesinde maalesef eğitimdeki maneviyat eksikliğinden kaynaklı olduğunu görmeliler artık. Allah azze ve celle bizim rabbimizdir ve Rabb terbiye eden demektir. Göndermiş olduğu kanunlarla, Peygamberlerle, kitaplarla kullarını terbiye eden bir Allah. Biz böyle bir Allah’a iman etmeliyiz. Dolayısıyla Allah çocukluktan itibaren nasıl terbiye olacağımızı, her alanda insanların bağlı kalması gereken esasları insanlara öğreten Rabb olan bir Allah’tır. Allah’ı sadece yaratıcı olarak görenler ve Rabb olarak görmek istemeyenler, insanları kendi bildiklerine göre eğitmek isteyenler huzurlu bir toplum, iyi bir gençlik, iyi bir nesil meydana getiremediler. İslam’ın hedeflerinden biri de neslin emniyetini sağlamak, neslin ahlakını ve inancını muhafaza etmektir. Nesli milletine ve insanlığa faydalı bir nesil olarak yetiştirmektir. Dolayısıyla Allah (a.c.)’ın kitabı insanları eğitmek için gönderilmiş bir kitap olduğuna göre, bununla ilgili bu kitaba mutlaka bakılması icap ederdi. Ama Allah’ı Rabb olarak görmeyenler eğitim sistemlerini kendileri meydana getirmeye kalkıştılar. Allah’ı bir kenara koydular ve adeta bazı batılıların söylediği gibi (hâşâ) “Allah öldü, Allah’ı öldürdük” dediler ve ”artık vahye ihtiyacımız yok, kendi istediğimiz gibi yaşayabiliriz ve insanları istediğimiz gibi eğitebiliriz, istediğimiz gibi bir medeniyet, bir dünya meydana getirebiliriz. Akıl bize yeter, bilim bize yeter” dediler. Ama ne aklın ne de bilimin yetmediği ortaya çıktı ve dünyada sorunlu bir gençlik, eğitilemeyen, zapt edilemeyen bir gençlik, anarşist bir gençlik, uyuşturucuya müptela bir gençlik, anasını babasını öldüren ve sokağa atan bir gençlik meydana getirdiler. Gençliği nefsin, şehvetlerin peşinden koşar bir hale getirdiler. Muasır medeniyetler seviyesi bu mu ?Gelin Rabbani eğitim metodu ile geçnçlerimizi terbiye edelim o zaman ayyaş bir nesil bakın nasılda altın bir nesle dönüşüyor.Vesselam