• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 14 Aralık 2019
  • 12:00
 
HAK SADECE ALLAH’TIR ALLAH’I BIRAKIP DA TAPINILANLAR BATILDIR ​Rabbimiz kitabından gelin bazı ayetleri güncelleyelim. MAİDE 76. “Size zarar da fayda da veremeyecek, Allah'tan başka birine mi kulluk ediyorsunuz?” de. Allah hem işitir, hem bilir.” 19 Kasım 2019, Salı

Rabbimiz kitabından gelin bazı ayetleri güncelleyelim.

MAİDE 76. “Size zarar da fayda da veremeyecek, Allah'tan başka birine mi kulluk ediyorsunuz?” de. Allah hem işitir, hem bilir.”

De ki sizler Allah’ı bırakıp da O’nun beri­sinde gerek size gerek kendilerine hiçbir fayda sağlama, hiçbir zararı defetme gücüne sahip olmayan birilerine mi kulluk ediyorsunuz? Bir be­şere mi kulluk etmeye çalışıyorsunuz? Sözlerinizi, dualarınızı, çağrılarınızı hakkıyla işiten, icabet eden ve bilen sadece Allah’tır. Peki ne demektir hakkıyla işitmek? Hak-kıyla işitmek işittiğine icabet edebilmek demektir. Hakkıyla işitmek işittiğinin derdine derman olabilmek, onun imdadına yetişmek demek­tir. Allah işittiklerine icabet etmek üzere işitir. Çağıranın elinden tutup onun derdine derman olmak üzere işitir. Başka şeyler de işitir, baş­ka-ları da işitir belki ama hiçbirisi icabet edemezler. Allah’tan başka hiç kimse İşittiklerinin imdadına yetişemezler. Hani çağırın bakalım imda­dınıza yetişen birilerini bulabilecek misiniz? Ama bu zavallılar Allah’ı bırakıp da kendilerine asla cevap veremeyecek, dualarına ve çağrıla­rına ebedîyen icabet edemeyecek ve üstelik bu zavallıların kendisine yaptıkları kulluktan da, dualarından da habersiz, yarın bunların ta­ma-mını reddedecek aciz  varlıklara kulluk yapmaktadırlar.

ENAM 71,72 "Biz Allah’ı bırakıp da bize herhangi bir fayda ve zarar vermeyen şeylere mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra ardımıza mı dönelim? Tıpkı arkadaşları, bize gel, diye çağır­dıkları halde yer yüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp, şeytanların baştan çıkararak uçuruma çektikleri ahmak kimse gibi mi olalım?" De ki: "Al­lah’ın gösterdiği yol yegâne doğru yoldur. Bize âlemlerin Rabbine tes­lim olmak emrolundu."

Evet biz Allah’ı bırakıp ta bize ne fayda ne zarar vermeye güç yetiremeyen acizlere mi dua edelim? Dua dua edileni büyük tanımak, onu büyüklük mevkiine oturtmak, O’nun bizim hayatımızda gücünü, kuvvetini, etkinliğini kabul etmek demektir. Biz daraldığımız bunaldı­ğımız bir anda birisine dua ediyor ve ondan bir şeyler bekliyorsak, onu imdadımıza çağırıyorsak onu bu işe muktedir kabul ediyoruz de­mektir. O’nun bu sebepler âleminde müessir olduğunu kabul ediyoruz demektir. Bizler kâinatta her çağıranın çağrısına icabet edecek, her dua edenin imdadına yetişebilecek bir tek varlık biliyoruz O da Al­lah’tır. Her dua edeni duyan, her duyduğuna icabet edip imdadına ye­tişen Rabbimiz dururken, O’nu bırakıp da yeryüzünde çağıranın ça­ğırmasını duymayan, duyamayan, duysa bile onun imdadına yetişme gücüne sahip olmayan, ne bize, ne de kendilerine hiçbir menfaat ve zarar sağlama imkânına sahip olmayan bizim gibi aciz varlıklara mı dua edelim? Daraldığımız zaman, bunaldığımız zaman, aman yetişin ey efendim! Yetiş ey filan ey falan! diye bizim gibi aciz varlıkları mı imdadımıza çağıralım? Ki bu varlıklar kendilerine dua edip yardıma çağırdığımız za­man bize hiçbir fayda sağlama imkânına sahip olmadıkları gibi, ken­dilerini terk ettiğimiz, kendilerini reddettiğimiz zaman da bize hiç bir zarar vermeyeceklerdir. Şimdi biz bu tür acizlere dua ederek böylece Allah bizi hidâyete ulaştırdıktan sonra topuklarımızın üzerinde gerisin geriye şirke mi dönelim? Allah bize doğru yolu gösterdikten sonra Al­lah’tan başkalarını imdadımıza çağırarak müşriklerden mi olalım? Tıpkı, “Bize gel! Bize gel! Kurtulursun” diye arkadaşları kendi-sini hak yola çağırıp dururken, kendisini hidâyete çağıran çağırıcılar varken, onu İslâm’a dâvet eden pek çok uyarıcı varken, tevhidi anla­tan bu kadar âyet varken, hakkı duyuran bu kadar hadis varken onla­rın çağrısını duymayarak, âyet ve hadislere bakmayarak yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşan, şeytanların şaşırtıp yoldan çıkardığı kimse gibi mi olalım? Kıyâ­mete kadar kendisini hakka çağıran çağırıcılara rağmen onların çağrısına kulak vermeyerek şeytanların dâvetine icabet eden herkes anlatılıyor burada. Günümüzde insanları kendi yollarına ehl-i kitap çağırıyor, ba­sın yayın çağırıyor, şeytanlar ve şeytanların uşakları olan herkes ve her şey insanları Allah yolundan başka yollara çağırıyor. Şeytan ve dostları kendi yollarına çağırıyorlar. Kendi anlayışlarına, kendi hayat tarzlarına, kendi kılık kıyafet anlayışlarına, kendi ekonomik anlayışla­rına, kendi siyasal görüşlerine, kendi hukuklarına, kendi eğitimlerine, hâsılı herkes kendi dinine kulluğa çağırıyor.Ama bilelim ki bu çağırıcıların çağrısı ancak şaşkın şaşkın yer­yüzünde dolaşan insanlar üzerinde etkili olacaktır. Allah’ından, Rab-binden, Rabbinin kendi hayatını düzenlemek üzere gönderdiği kitabından ve Onun elçisinin hayatından habersiz yaşayan kimseler üzerinde ancak etkili olacaklardır bu çağırıcılar. Değilse yolunu bulmuş, dinini tanımış, kitabıyla tanışmış, peygamberiyle buluşmuş insanlar üzerinde kesinlikle etkili olamayacaktır bunlar. Bütün bu haktan başka, İslâm’dan başka yollara çağıran çağırıcılara de ki peygamberim: "De ki: Hidâyet Allah’ın hidâyetidir. Yol Allah’ın yoludur. Ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emro-lunduk." Artık hak bellidir, hidâyet bellidir, yol bellidir ve gerçek yol, ger­çek hidâyet Allah’ın hidâyetidir. Doğrusu İslâm yoludur, doğrusu Allah yoludur, başkalarına ihtiyacımız yoktur. E peki bizim birtakım prob­lemlerimiz var. Bizim birtakım sıkıntılarımız var, yeryüzünde yalnız ya-şayamayız. Biz birilerine muhtacız. Ekonomik, siyasi, askeri prob­lem-lerimiz var. Bizim yol göstermeye ihtiyacımız var, bizim bir hidâ­yete ihtiyacımız var. E şu andaki yahudiler ve hıristiyanlar da dünya­nın en büyük dev güçleridir. Ülkelerinin problemlerini halletmişler, sa­nayile-rini kurmuşlar, teknolojilerini geliştirip insanlarını mutlu etmişler. Hikaye bunlar aslında. E biz ne yapalım? Kime gidelim? Kime müra­caat edelim? dersek bakın Müslümanlara diyor ki Rabbimiz: Hidâyet istiyorsanız, hidâyet Allah’ın hidâyeti yol Allah’ın yolu­dur. Probleminiz varsa Allah’a havale edin! Allah’a yalvarın! Allah’a yakarın! Allah’ın âyetlerinin tarif ettiği bir hayata yöneliverdiniz mi ba­kacaksınız ki tüm problemleriniz kendiliğinden çözülmüştür. Tüm problemleriniz ama. Ekonomik, siyasi, içtimaî, askeri, eğitim, hukuk seçim geçim tüm dertleriniz bitecektir. Çünkü o zaman siz yenilmez ve yanılmaz olan Allah’la berabersiniz demektir.Evet, yol Allah’ın yoludur, hidâyet Allah’ın hidâyetidir, sitem Al­lah’ın sistemidir ve biz:"Bizler âlemlerin Rabbine teslim olmakla emro-lunduk." Bizler âlemlerin Rabbine teslim olmakla, Müslüman olmakla emrolunduk. âlemlerin Rabbine Müslüman olmakla emrolunduk. O âlemlerin içinde çok küçük bir dünyada ve o küçük dünyanın çok kü­çük bir şehrinde, ve o şehrin de çok küçük bir odasının içinde kendi­sinin ilâh olduğunu, rab olduğunu ve insanlar üzerine kanun koyma ve egemenlik haklarına sahip olduğunu iddia eden ölümlü ve aciz bir varlığa teslim olup ona dua etmekle değil, âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk biz. İrademizi böyle bir varlığa teslim etmekle emrolunduk.

Müslümanın anlamı da budur zaten. Müslüman iradesini Al­lah’a teslim eden, Onun seçimini kendisi için seçim kabul eden, oyla­masını Allah’tan yana, Allah’ın kanunlarından yana, Allah’ın arzula­rından yana kullanan kişidir. Hayatını Allah adına yaşamaya karar ve­rip Allah’ın kendisi için tespit ettiği hayat programından razı olan ki­şiye Müslüman denir. Birini çarşıya gönderiyorsunuz ve bana bir kâ­lem alıp gel, sen ne alırsan al ben ondan razıyım! diyorsunuz ya, işte aynen bunun gibi, ya Rabbi benim ilmim kıttır, ben menfaatimi, hay­rımı, şerrimi senin kadar bilemem. Sen benim için seç! Senin benim adıma seçtiğin hayat programından ben razıyım! Ben tümüyle irademi sana teslim etmişim diyen kişiye Müslüman denir. İşte irademizi ken­disine teslim ettiğimiz âlemlerin Rabbi olan Allah’ımız da bizim için seçtiklerini peygamberi vasıtasıyla bize gönderdiği bu kitabında bil­dirmiştir.