• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 20 Ekim 2019
  • 03:10
 
Bizim, bölgede Müslümanları satan liderlere değil, Filistin, Suriye ve Mısır'da halklarımızı savunan liderlere ihtiyacımız var 23 Mayıs 2019, Perşembe

Trump ile birlikte İsrail’in 2018’de dünyanın gündemine Kıbrıs ve Lefkoşe’yi taşımayı planladıkları söyleniyor. West Point’ten biri bunları yazdı. Yazan boşuna yazmadı ve yazdıranlar elbette boşuna yazdırmadı. Biz her şeye hazırlıklı olmak durumundayız. Hem İpek Yolu hem enerji rezervi açısından Kıbrıs paha biçilmez bir ada… Ve aynı zamanda batmayan büyük bir uçak gemisi… 
ABD’nin amacı Türkiye'yi Kıbrıs'ta etkisiz kılmak… Yazıda yer alan bilgiler doğru ise ABD’li bazı senatörler, Lefkoşa'nın Rumlar'a ait olduğunu hazırlanan haritalarla göstermeye başlayacak. Sonra ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, bu konuyu gündeme getirecek. Trump'ın da bu konunun masada konuşulması gerektiğini açıklamasıyla birlikte dünyanın yeni gündemi Kıbrıs olacak. 
Başta İngiltere olmak üzere Almanya, Fransa da destek açıklamaları yayınlayacak. Türkiye'deki uzantıları da Rumların lehine bazı açıklamalar yaparak yangına benzin dökecekler. Uluslararası medya etkin yayınlarıyla Türkiye'yi suçlu gösterecek. Çünkü güçsüz bir Türkiye, Türkiyesiz bir Akdeniz istiyorlar. Ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Türkiye karşıtı açıklamaları da garantör ülke Türkiye'nin elindeki kozları kaybetmesine neden olacak. 
Eğer 15 Temmuz Saldırısı ve İşgal Girişimi başarılı olsaydı, Kudüs açıklamasından önce Lefkoşa tamamen Rum toprağı olacaktı. Türk askeri de Kıbrıs'ın Kuzeyinden çekilecekti. Darbe başarısız olunca bu plan ertelendi ama vazgeçilmedi.
Lefkoşa'da büyükelçiliği bulunan ülkelerin en az yarısı, bugün itibariyle Türk toprağı olarak kabul edilen noktalara taşınmanın planlarını yaptıkları gelen bilgiler arasında. Şayet planları tutarsa elçiliği taşıyacak ilk ülke ABD olursa da hiç şaşmamalı... Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdıkları gibi…
En son gelişmelere baktığımızda Ortadoğu'nun karıştığını, karışacağını, yeni yılda tansiyonun daha da artacağını görebiliyoruz. Suriye, Yemen, Libya içsavaşları, Suudi Arabistan prens operasyonu, Kuzey Irak referandumu, Sünni-Şii gerilimi, IŞİD'in yeni bölgelere transferi, YPG'nin ordu haline getirilmesi... Ve son olarak Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığını açıklaması... Bu olayların her biri birbirini tamamlayan halkalar… Böylesine önemli hamleler, bazen Pentagon kaynaklı ABD, bazen de Yahudi Lobisi'nin sürüklediği organizasyon olarak karşımıza çıkmaktadır. 
Büyük bir saldırı neticesinde Türk şehri Lefkoşe’de 1964'te çizilen “Yeşil Hat’tın tasfiyesi halinde yeni kurallar geçerli olacak. Türkiye'nin bütün tezleri çökecek. Bu da 1699'dan sonra fethedilen tek toprak parçasının kaybı demektir. Bunu başardıkları an bütün söz hakkı Rumların olur ve İsrail gelir Mersin’in burnunun dibinde gaz ve petrol aramaya başlar. Kafalarındaki planın bu olduğunun bilinmesinde fayda vardır. Türkiye’nin böyle planlara pabuç bırakmayacak kadar güçlü bir devlet olduğu da bilinmelidir.

Mısır Devrim Konseyi Başkanı Maha Azzam, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma ve Tel Aviv'deki büyükelçiliklerini Kudüs'e taşıma kararında Arap ülkelerindeki liderlerin sorumluluğu bulunduğunu söyledi. “Çünkü bu liderler İsrail hükümeti ile Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yakın müttefikleri… Bu müttefiklik, Müslümanları zayıflattı ve Trump'ın bu kararı almasına yol açtı" dedi.
Maha Azzam ayrıca, "Bizim, bölgede Müslümanları satan liderlere ihtiyacımız yok. Filistin, Suriye ve Mısır'da halklarımızı savunan liderlere ihtiyacımız var. Bundan dolayıdır ki Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Trump'ın bu kararına karşı tavrını ve Filistin halkının hakkını savunan duruşunu destekliyoruz. Kudüs bizimdir… Bunun aksi tarihe karşı gelmektir. Kudüs, sonsuza kadar Filistin'in başkenti olarak kalacaktır. Arap ülkelerindeki karışıklıklar tüm Müslümanları savunmasız bıraktı. Trump, bu kararı Arap liderlerinin hiçbir ciddi tepki göstermeyeceğini bilerek aldı" diye konuştu.
Kudüs'ü Müslümanlara ve diğer dinlerin mensuplarına zindan edenler, ellerine bulaşan kanı asla temizleyemeyecekler. ABD, Kudüs kararıyla dökülen kana ortak olmuştur. 1967 sınırları içerisinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen Filistin devleti kurulana kadar bu mücadele bitmeyecek. Türkiye olarak bu konudaki tepkimizi hem kendi adımıza hem de İslam İşbirliği Teşkilatı altında dile getiriyoruz.
AIPAC, 1951'de kurulmuştur. Bütçesi 30 milyon dolardır… 55.000 üyesi bulunan örgüt, ABD ile İsrail Devleti ilişkilerini düzenleyen AIPAC, ABD-İsrail ticaret ilişkilerinin derinleştirilmesi ve ortak askeri programların gerçekleştirilmesinde önemli bir etkiye sahiptir. AIPAC, askeri yardımlarda da çok etkindir… Mesela, 1986'da ABD Dışişleri Bakanı Shultz'un AIPAC'a bizzat yazıyla başvurarak, İsrail'e yollanacak silah türleri ve yardım paketleri konusunda görüş istemesi örgütün gücünü göstermektedir. İsrail'e yapılan yardımlar, 1985'den sonra, AIPAC sayesinde, karşılıksız hale gelmiştir. 
AIPAC, Ortadoğu'da bir savaş planı yaptı. Bunu da Suudi Arabistan üzerinden başlatacak. Arabistan ordusuna ait uçaklar, Amerikan pilotlarıyla diğer Arap ülkelerini bombalayacak. Arabistan, birçok ülke ile karşı karşıya geleceğini artık net olarak görebiliyor. Gözaltına alınan prenslerin tümü Amerika'nın bu planını biliyor ve karşı çıkıyordu. Prens El Türki ise en akıllı Suud'dur... Onun açıklamaları, Amerika'nın planının ne kadar seçenekli olduğunu gösteriyor. Arap dünyasını birlik olmaya çağırdı. Hem de öldürülme riskine rağmen Amerika Birleşik Devletleri'nin planını ifşa etti. Ortadoğu'daki her ülke kendisini savaşa hazırlamalı. Çünkü artık savaş çanları hepimiz için çalıyor.