• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 20 Ekim 2019
  • 03:11
 
‘Alparslan Kuytul davası siyasi bir davadır’ 1) Alparslan Hoca hakkında son durum nedir? Alparslan Kuytul Hoca 30 Ocak 2018 tarihinde 4 farklı terör örgütüne üye olmaktan dolayı gözaltına alındı ve sekiz şubatta asılsız iddialarla tutuklanarak cezaevine gönderildi.

1)    Alparslan Hoca hakkında son durum nedir? 
Alparslan Kuytul Hoca 30 Ocak 2018 tarihinde 4 farklı terör örgütüne üye olmaktan dolayı gözaltına alındı ve sekiz şubatta asılsız iddialarla tutuklanarak cezaevine gönderildi. Gözaltı kararında dört farklı terör örgütünün ismi geçse de tutuklama kararında hiçbir terör örgütünün ismi geçmiyor.  Hangi terör örgütünden dolayı tutuklandığını tutuklama kararı veren hakim de dahil olmak üzere kimse bilmiyor! Tutuklama gerekçesi ise bir mahkeme kararından ziyade bir siyasetçinin balkon konuşmasına benziyor. Alparslan Hoca, “Sosyal medya aracılığıyla halkın teveccühüne yön vermeye çalışmanın, hayatın olağan akışı ile bağdaşır nitelikte olmadığı” gerekçesiyle tutuklanmıştır. Eğer fikirlerinizi açıklayacaksanız halkın teveccühünü kazanmamaya dikkat edin yoksa tutuklanabilirsiniz!
Şuan Furkan Vakfı’nın başkanı Ali Alagöz ile beraber tutuklu yargılanmalarını gerektirecek hiçbir delil olmadığı halde Bolu F Tipi Kapalı cezaevinde tutulmaktadırlar. Tutuklu yargılandığı iki dosyadan da ilk duruşmada tahliye olmasına ve serbest bırakılmasına rağmen tahliye kararına yapılan itiraz üzerine tekrar tutuklanmıştır. 
2)    Alparslan Hoca, Adana’da cezaevi varken Neden Bolu F tipi cezaevine nakledildi?
Adana’da ve civar illerde birçok cezaevi olduğu halde Alparslan Kuytul Hocayı Bolu’ya göndermeleri elbette haksız ve keyfi bir uygulamadır. Her ne kadar güvenlik gerekçesiyle Bolu’ya sevk ettiklerini söyleseler de bu güvenlik endişesine dair somut bir durumun olmadığı aşikârdır. Adana olmasa bile civar illerde bulunan bir cezaevine sevk edilebilirdi. Alparslan Kuytul Hocayı Adana’ya çok uzak olan ve Havaalanı olmayan bir yere göndermelerinin bana göre en önemli sebebi onu yalnızlığa mahkûm etmek istemeleriydi. Cezaevinin ilk aylardaki tecrit, TV yasağı, avukat görüş hakkının kısıtlanması, sohbet hakkının engellenmesi vb uygulamalarını hatırlarsanız bunların hepsinin ortak amacı hocayı tek başına bir hücreye kapatıp ona bir nevi işkence etmekti. Gerek ailesinin gerekse avukatlarının Alparslan Kuytul Hocayı her hafta ziyarete gitmeleri bu işi planlayan kişilerin oyununu bozmuş oldu. Her ne kadar güvenlik sebebiyle Bolu’ya gönderildiği söylense de bana göre Bolu’ya gönderilme sebebi hem onu yalnızlığa mahkûm etmek hem de topluma ağır bir suçtan yargılanıyormuş havası vermekti.
3)    Alparslan Kuytul Hoca’nın 4. Ağır ceza mahkemesi tarafından tahliye edilmesini ve 24 saat
 geçmeden yeniden tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

4. ağır ceza mahkemesi, hem yargılanan kişileri hem de avukatları üç gün boyunca büyük bir sabır ve nezaketle dinledi ve ardından tahliye kararı verdi. Duruşma savcısının tahliye kararına itirazı sonucu 24 saat geçmeden tekrar tutuklandı. Savcı tahliye kararına Cuma günü itiraz ediyor ve 5. Ağır ceza mahkemesi aynı gün tutuklama kararı veriyor. Yaklaşık 45 klasörlük bir dosyayı düşündüğümüzde bu kadar kısa süre içerisinde bu dosyanın incelenme ihtimalinin olmadığı görülecektir. Bu kadar kısa süre içerisinde 120 sayfalık iddianamenin dahi incelenme ihtimali yoktur. 5. Ağır ceza mahkemesinin tutuklama kararı keyfi ve hukuksuz olduğu gibi bağımsız mahkemelere olan güven duygusunu da bitirecek nitelikte bir karardır. Dosyayı inceleyen ve dosyayı en iyi bilen, sanıkları üç gün boyunca dinleyen bir mahkemenin tahliye ettiği kişileri birkaç saat içerisinde tekrar tutuklamanın hukukta yeri yoktur. Davaya bakan Mahkemenin tahliye kararına itiraz edilmesine yönelik düzenleme OHAL KHK’sı ile getirilmiş olup bu düzenleme adil yargılanma hakkını yok etmektedir. Bu düzenleme, siyasi sebeplerle tutuklanan bir kişinin tahliyesini imkânsız hale getiriyor. Dosyaya bakan bir mahkeme olur da tahliye kararı verirse itiraz yolu kullanılarak tekrar tutuklama kararı veriliyor. Bu kişi birkaç saatlik göstermelik incelemeyle tekrar tutuklandığı için dosyaya bakan mahkemenin de artık tahliye kararı vermesi zorlaşıyor. Alparslan Hocanın tekrar tutuklanmasının da böyle olduğunu görüyoruz. Dosyaya bakan mahkeme tahliye kararı verdi ancak dosyadan bihaber olan 5. Ağır ceza mahkemesi, dosyayı hiç bilmediğini gösteren açıklamalarla tekrar tutuklama kararı verdi. Hal böyle olunca 4. Ağır ceza mahkemesi daha sonraki tutukluluk incelemelerinde tahliye kararındaki gerekçelerin tam aksini savunarak tutukluluk halinin devamı kararı verdi. Tahliye ederken dosyadaki deliller büyük oranda toplanmış, kaçma şüphesi yok diyen bir mahkeme 15 gün sonra dosyadaki deliller toplanmamış, kaçma şüphesi var diyebiliyor. Dosyayı hiç bilmeyen bir mahkemenin tutuklama kararı vermesi, bir başka mahkemenin 15 gün içinde gerekçeli kararını değiştirmesi yargının nasıl bir halde olduğunu bizlere göstermektedir.
4)    Tekrar tutuklanma sebebi ne idi?
Tekrar tutuklanmasının hukuki sebeplerine baktığımızda somut olayla çeliştiğini ve matbu gerekçelerin öne sürüldüğünü görmekteyiz.
En az 20 bin sayfadan oluşan bir dosyanın birkaç saat içinde incelenip tahliye kararının yanlış olduğuna hükmedilmesi mümkün değildir. Birkaç saat içinde değil dosyayı incelemek, 120 sayfalık iddianamenin dahi incelenmesi mümkün değildir. Bu sebeple 5. Ağır Ceza Mahkemesi; dosyayı incelemeden hatta iddianameyi dahi okumadan bir tutuklama kararı vermiştir.

5. Ağır Ceza Mahkemesinin tutuklama gerekçeleri somut olay ile çelişmektedir. Tutuklama gerekçesinde “sanık savunmalarının” tutuklamaya esas kabul edildiği belirtilmiştir. Hâlbuki üç gün devam eden duruşma SEGBİS ile kayıt altına alınmış ve kayıtlar henüz bilirkişiye gönderilmemiştir. Bu sebeple hem sanıkların ifadeleri hem de avukatların savunmaları duruşma zaptında yer almamaktadır. Mahkemenin tutuklama kararı verirken sanıkların dosyada yer almayan savunmalarını delil kabul etmesi, verilen tutuklama kararının hukuki olmadığını göstermektedir. İddianamede yer alan suçlamalarla ilgili yaptığımız savunmalar, 4. Ağır Ceza mahkemesine sunduğumuz deliller ve talep ettiğimiz belgeler duruşma zaptında yer almadığı halde 5. Ağır ceza mahkemesinin tutuklama kararını neye dayanarak verdiğini gerçekten çok merak ediyoruz. Duruşmada yaptığımız savunmaları henüz biz bile görememişken verilen tahliye kararının hiçbir şeyden haberi olmayan bir mahkeme tarafından tutuklamaya çevrilmesi hukuk adına endişe verici bir durumun ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Tutuklama kararı veren 5. Ağır ceza mahkemesi, “delillerin henüz toplanmamış olmasını” tutuklamaya gerekçe olarak kararına yazmıştır.  En az 45 klasörlük bir dosyayı ve 120 sayfalık bir iddianameyi birkaç saat içinde inceleyip, delillerin toplanıp toplanmadığını anlamanın mümkün olmadığı ortadadır. Kaldı ki bir dosyada delillerin toplanıp toplanmadığı en iyi bilecek heyet, o dosyayı altı aydır inceleyen 4. Ağır Ceza Mahkemesinin heyetidir. 4. Ağır Ceza mahkemesi, delillerin toplanmış olmasını tahliye kararına gerekçe gösterirken; dosyayı hiç bilmeyen 5. Ağır ceza mahkemesi, delillerin toplanmamış olmasını tutuklamaya gerekçe olarak kabul etmiştir. Hangi mahkemenin verdiği kararın daha adil olduğu ortadadır.
5. Ağır ceza mahkemesinin bir diğer tutuklama gerekçesi ise “sanıkların kaçma şüphelerinin” olmasıdır. 4. Ağır ceza mahkemesi ise sanıkların “kaçma şüphesi” olmadığı gerekçesiyle tahliye kararı vermiştir. Sanıkları ilk duruşmada üç gün boyunca dinleyen ve bunların sonucunda bir kanaate ulaşan 4. Ağır ceza mahkemesinin kararı mı daha adildir yoksa sanıkları hayatında hiç görmemiş ve bir dakika dahi dinlememiş olan 5. Ağır ceza mahkemesinin kararı mı? Tutuklama kararı veren mahkeme sanıkların kaçma şüphesi olduğuna nasıl kanaat getirmiştir? Kanunda yazan tutuklama sebeplerini matbu şekilde gerekçesiz olarak tutuklama kararına yazarak bir kişinin hürriyetinden yoksun bırakılması; hukuken de ahlaken de yanlış bir değerlendirmedir. 
5. Ağır Ceza Mahkemesinin tutuklama gerekçelerinin bir diğeri de “müşteki beyanlarıdır” 5. Ağır Ceza Mahkemesi, şayet dosyayı incelemiş olsaydı iddianamede müşteki olarak gözüken kişilerin, duruşma savcısının talebi ve mahkeme heyetinin kararıyla müşteki sıfatı kazanmadığını görecekti. Suçtan zarar görmediği ve sadece ihbarcı niteliğinde oldukları savcı mütalaası ve mahkeme ara kararı ile kabul edilen dosyada; müşteki beyanını tutuklamaya dayanak göstermek tahliye kararını itirazen inceleyen mahkemenin dosyadan ne kadar bihaber olduğunu da gözler önüne sermektedir. Bu kişilerin beyanlarına dayanarak tutuklama kararı verilmesi, mahkemelerin üzerindeki baskıyı göstermesi açısından hukuk tarihine geçmiştir.

5)    Alparslan Hoca bu 
operasyonları ve 2. Tutuklanma kararını nasıl değerlendiriyor? Savunmalarında bu hususlara değiniyor mu?
Alparslan hoca, 2. Tutuklama kararıyla bu davanın siyasi bir dava olduğunun tescillendiği söylüyor. Yapılan bu operasyonları nasıl değerlendirdiğini ise mahkemeye sunduğu savunmasından onun diliyle aynen okumak istiyorum:
“Dava her ne kadar terör davası gibi gösterilse de aslında siyasi bir davadır. Bu operasyonun yapılma sebepleri iddianamenin 18. ve 43. sayfalarında ve emniyetin hazırladığı fezlekede açık bir şekilde görülmektedir. Bu sebepler, operasyonun hukuki değil siyasi yürütüldüğünün açık bir göstergesidir.
➢    İddianamenin 18. sayfasındaki bölüm şu şekildedir:
“…Soruşturma kapsamında Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı ile ilgili olarak yapılan detaylı araştırmalar neticesinde; 
Adana ili dışında 33 ilde temsilciliği bulunan vakfın, demeçlerinde ve yayınlarında EN BÜYÜK AMAÇLARININ İSLAM MEDENİYETİ KURMAK olduğunu belirttikleri, Vakıf adına hareket eden KİŞİLERİN BU AMAÇLARINI “BİZ MEDENİYETİMİZE DÖNÜYORUZ” SLOGANIYLA DİLE GETİRDİKLERİ, HAYIRLI İŞLERDE TOPLUMA ÖNCÜLÜK YAPACAĞINI BELİRTEN VAKFIN ÖNCÜ BİR NESİL YETİŞTİRMEYİ HEDEFLEDİĞİ ve bu amaçlar doğrultusunda Vakıfta Kur’an-ı Kerim okunması, Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Siyer ve Tevhid dersleri başta olmak üzere İslami esaslara dayalı eğitim verdikleri. 
        Vakfın kurucu üyelerinden olan, vakıfta ve düzenlenen toplantı ve konferanslara konuşmacı olarak katılan, şüpheli Alparslan KUYTUL’un yapmış olduğu bazı konuşmalarında MEVCUT HÜKÜMETİN SİYASİ POLİTİKALARINI ELEŞTİRİCİ MAHİYETTE SÖYLEMLERDE BULUNDUĞU, şüphelinin sosyal medyada yayınlamış olduğu 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi ve Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Suriye ülkesinde icra edilen Afrin Harekâtı ile ilgili olarak yapmış olduğu söylemler ile halkı kin ve düşmanlığa veya tahrike teşvik etmek ve terör örgütlerini dolaylı olarak destekleyici mahiyette söylemlerinden dolayı…”

İddianamenin 18. sayfasında yer alan açıklamalarda da görüldüğü gibi operasyonun asıl sebeplerinden birisi hükümetin siyasi politikalarını eleştirmiş olmamdır. Ayrıca iddianamenin 18. Sayfasında; “15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi ve Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Suriye ülkesinde icra edilen Afrin Harekâtı ile ilgili olarak yapmış olduğu söylemler ile… terör örgütlerini dolaylı olarak destekleyici mahiyette söylemlerinden dolayı…”  açıklaması yer almaktadır. Bu ifade şunu gösteriyor; “konuşmalarınız terör örgütlerini destekleyici mahiyette bir söylem içermese bile eğer hükümeti eleştiriyorsanız birileri dolaylı olarak da olsa size terör damgası vurmaya çalışabilir.” Ne yazık ki Hükümeti eleştirmenin terörden yargılanma için yeterli olduğu bir dönem yaşıyoruz.

İddianamenin 43. sayfasında da bu operasyonun asıl amacı açıkça görülmektedir. Bazı vakıf gönüllülerinin sosyal medya hesapları ve Furkan Vakfı’nın internet siteleri, hükümetin siyasi politikalarından bahsettiği ve cumhurbaşkanını eleştirdiği gerekçesiyle erişime engellenmiştir. Bu siteler hakkında erişimi engelleme kararı verilmesinin sebebi, içeriğinde suç unsuru barındırması değil, hükümeti eleştiren paylaşımların olmasıdır. İddianamenin 43. sayfasında yer alan aşağıdaki gerekçe dahi operasyonun hukuki değil siyasi olduğunu göstermektedir.

➢    İddianamenin 43. sayfasındaki bölüm şu şekildedir:

“…sosyal medya hesapları üzerinden yayınladıkları videolar aracılığıyla genel itibarı ile gündemdeki siyasi konulardan, hükümetin siyasi politikalarından bahsedildiği ve Cumhurbaşkanımızı hedef alan söylemlerde bulunduğunun tespit edildiği, bu sebeple;
Bahse konu sosyal medya hesapları üzerinde mahkeme kararına istinaden ERİŞİMİ ENGELLEME KARARI aldırıldığı…”
Burada da görüldüğü gibi suç unsuru içermese dahi hükümetin siyasi politikalarını eleştirmek ifade özgürlüğünün yasaklanması için yeterli kabul ediliyor.

➢    Operasyonun siyasi olduğunun bir diğer göstergesi de emniyetin hazırladığı fezlekede yer almaktadır. Adana Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü, hakkımda ağır suçlamaların yer aldığı iki farklı dava açılmasına sebep olan 2016/47740 nolu soruşturmanın başlatılma sebebi aşağıda yer almaktadır.  Emniyetin hazırladığı fezlekenin “SORUŞTURMANIN BAŞLAMASI” “başlıklı bölümünde operasyonun başlama sebebi şu şekilde açıklanmıştır:

“Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı kurucusu ve dini lideri Alparslan Kuytul’un sosyal medya üzerinde, 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ VE SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZ HAKKINDA YAPMIŞ OLDUĞU AÇIKLAMALAR SONRASINDA, Adana C. Başsavcılığı’nın 2016/47740 soruşturma sayılı dosyası kapsamında gerekli soruşturmaya başlanmıştır… Vakfın kurucu üyelerinden olan, vakıfta ve düzenlenen toplantı ve konferanslara konuşmacı olarak katılan, Alparslan KUYTUL’un yapmış olduğu bazı konuşmalarında Cumhurbaşkanına hakaret ettiği ve mevcut hükümetin siyasi politikalarını eleştirici mahiyette söylemlerde bulunduğu görülmüştür…”

Emniyetin fezlekesinde de görüldüğü gibi bu operasyon, kırpılmış ve iftira niteliğindeki videolardan dolayı başlatılmıştır. Bu videoların asıllarını savcılığa sunduğumuz halde savcılık lehimize olan delilleri dikkate almadı ve siyasi bir operasyon başlatıldı.

➢    İddianame ve Emniyet Fezlekeleri değerlendirildiğinde operasyonun asıl sebeplerini şu başlıklarda özetlemek mümkündür:
1.    “Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalıdır” dememizden, yani Kur’an’ın gerçek     mesajını, Tevhid davasını anlatıyor olmamızdan ve amacımızın İslam Medeniyetini inşa     etmek     olmasından derin güçlerin duyduğu rahatsızlık
2.    Derin devleti ve planlarını açığa çıkarmış olmam
3.    Hükümetin bazı politikalarını tenkit ediyor olmam

➢    İddianameden çıkardığımız bu sebeplere bakıldığında bize yapılan operasyonun asıl amacının; 
1.    Tevhid Davasının duyulmasını engellemek, 
2.    Ülkemizdeki İslami faaliyetleri bitirmek, 
3.    Derin devletin ve planlarının açığa çıkmasını engellemek,  
4.    Beni susturmak, olduğu anlaşılmaktadır.

6)    4 Nisan tarihinde 11. Ağır ceza mahkemesinde bir duruşma daha gerçekleşti. Bu duruşmanın ve dosyanın konusu ne idi? Bu duruşmanın Alparslan Hocanın tahliyesi ile ilgisi var mıydı? Mahkemenin sonucu nedir?

11. ağır ceza mahkemesinde görülen davanın konusu, terör örgütü propagandası yapmak ve terör örgütüne yardım etmek iddialarından oluşmaktadır. Alparslan hoca bu dosyadan 8 Kasım 2018 tarihinde tahliye olmuştu. Yani şuan tutuklu yargılanmasına sebep olan dosya bu dosya değil 4. Ağır ceza mahkemesinde görülen dosyadır. 4 Nisanda yapılan duruşma normalde karar duruşması olacaktı ancak hocanın konuşmaları hakkında yeni soruşturmalar başlatıldığı için dava ertelendi. Duruşma savcısı başlatılan soruşturmadan akıbetinin beklenilmesini talep etti. Bu yeni soruşturmada gizlilik kararı olduğu için hangi konuşmalarından dolayı soruşturma başlatıldığını şuan için bilmiyoruz. 11 ağır ceza mahkemesinde görülen davanın bir sonraki duruşması 4 Temmuz da görülecek.

7)    Bir sonraki duruşma ne zaman gerçekleşecek? 
Tutuklu yargılandığı dosyanın duruşması 10 Mayıs da gerçekleşecek. Eğer 10 Mayıs da bir tahliye kararı çıkarsa Alparslan Kuytul hoca serbest bırakılacak. 

8)    Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ülkemizin son yüz yılına baktığımızda maalesef bir rövanş devleti haline geldiğimiz görülecektir. Gücü elinde bulunduran kişi veya gruplar kendileri gibi düşünmeyen kişilere zulmetmeyi bir hak olarak görüyorlar. Hukuk bir öç alma aracı değildir. Sırf sizin gibi düşünmüyor diye insanlara zulmederseniz hem dünyanızı hem de ahiretinizi berbat edersiniz. Başta Alparslan Kuytul Hoca olmak üzere hangi görüşten olursa olsun zulme uğrayan ve şuan hapiste olan kişilerin biran önce serbest bırakılmaları ülkemizde huzur ve güvenliğin sağlanması için şarttır. Mahkemeler üzerindeki baskı, toplumu kutuplaştırmaktan ve toplumsal öfkeyi artırmaktan başka bir şeye yaramıyor. Güç sahipleri iktidarlarının devamının, muhalifleri susturmaktan ve insanlara zulmetmekten geçtiğini sanıyorlarsa yanılıyorlar. İktidarın devamı zulümden değil adaletten geçer. Ülkemizdeki huzur ve güvenliğin devamı için başta hâkimler olmak üzere hepimize büyük vazifeler düşmektedir. Gayretimiz bu vazifeleri yerine getirmeye yönelik olmalıdır.

 


Yorumlar (1)
    Google