DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Adana °C

Cemaatler Şeffaf Olmalı

Recep Gündoğan
Recep Gündoğan 1982 yılında Adananın yüreğir ilçesinde doğdu, Dönem dönem kıymetli İlim sahibi hocaların rahle i tedrisinden geçen Gündoğan, Asıl düşünce dünyasının temelini oluşturan fikirleri ise 2009 ve 2012 yılları arasında 3 sene boyunca ilim tahsil ettiği temel eğitim Medresesi oldu. Halihazırda Kent Gazetesinde İslami Bakış isimli köşesinde ve çeşitli haber sitelerinde haftalık makaleleri yayınlanmakta. Adana'da yaşamakta evli ve 3 kız 2 erkek olmak üzere 5 çocuk babasıdır.
17.08.2026
2.505
A+
A-
Bir önceki yazımızda, birkaç kişinin yaptığı iddia edilen yanlışlar üzerinden koskoca bir cemaati mahkûm etmenin doğru olmadığını yazmıştık.
Ama unutulmaması gereken bunun kadar önemli bir başka gerçek daha var ki; oda Cemaatlerin de denetlenebilir olması gerçeğidir. Bunu söylemek cemaatlere düşmanlık değildir. Tam tersine, cemaatlerin itibarını ve geleceğini korumanın en önemli yoludur.
Çünkü hiçbir cemaat lideri hâşâ peygamber değildir. Hiçbir cemaat hocası günahsız da değildir.
Bir insan, ne kadar sevilen, sayılan ve güvenilen bir makamda bulunursa bulunsun; nefsiyle imtihan olabilir, hata yapabilir, kendi düşüncelerini cemaatin ortak kararı gibi görmeye başlayabilir.
İşte tam bu nedenle birilerine veya bir kuruma duyduğumuz güven, o kişi veya kurumun denetimin alternatifi olamaz.
Bir cemaatin hocası kendisine bağlı insanların sevgisini ve güvenini sınırsız bir yetkiye dönüştürmemelidir.
Bana güveniyorsanız beni sorgulamayın.” anlayışı doğru değildir.
İnfak, kurban, zekat, yardım vesaire toplanan paraların hesabı verilmelidir. Bir cemaat yıllardır insanlardan bağış topluyor, yurtlar açıyor, binalar yapıyor, öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılıyor ve çeşitli hizmetler yürütüyorsa, elbette bu paraların nereye harcandığını da açıklayabilmelidir.
Ne kadar para toplandı?Nereye harcandı?
Hangi yurda ne kadar kaynak aktarıldı?
Hangi bina ne kadara yapıldı?
Hangi hizmete ne kadar para ayrıldı?
Bunların hesabı tastamam, kuruşu kuruşuna verilebilmelidir.
Çünkü o para yöneticinin şahsi parası değildir, insanların hayır olarak verdiği emanettir.
Emanetin olduğu yerde hesap vermek te olmalıdır.
“Bize güvenin.” demek yeterli gelmez.
Bugün yaşanan gelişmeler de aslında bu meselenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Alihan Kuriş’in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş’le ilgili yürütülen soruşturma kapsamında yapılan aramada bir adreste 200 kilogram külçe altın ele geçirildiği ve altınların değerinin yaklaşık 1,34 milyar lira olduğu haberleri kamuoyuna yansıdı. Altınların kaynağının ve soruşturmayla bağlantısının araştırıldığı belirtiliyor.
Burada önemli bir noktayı özellikle belirtmek gerekir: Ortada devam eden bir soruşturma vardır. Ele geçirilen altınların kime ait olduğu, kaynağının ne olduğu ve herhangi bir suçla bağlantısının bulunup bulunmadığı hukuki süreç sonunda ortaya çıkacaktır.
Bu gelişmeden hareketle bütün bir cemaati suçlamak ne doğru ne de hakkaniyetlidir.
Fakat tam da bu olay, dün söylediğimiz “cemaatler neden şeffaf olmalı?” sorusunun önemini katbekat artırmaktadır.
Bazıları denetimin ve şeffaflığın cemaatleri zayıflatacağını düşünebilir.
Şeffaflık cemaatleri zayıflatmaz, tam tersine, şeffaflık cemaatleri güçlendirir. Çünkü hesabı açık olanın şüphe edilecek bir tarafı kalmaz.
Geliri gideri belli olanın, yöneticileri denetlenebilen bir yapının üzerine kolay kolay şaibe kondurulamaz.
Bugün bir cemaatin yöneticileri hakkında çeşitli iddialar ortaya atıldığında, en güçlü cevap yine o cemaatin kendi şeffaflığı olacaktır.
İşte gelirimiz giderimiz, işte yaptığımız hizmetler
Bundan daha güçlü bir savunma olabilir mi?
Cemaat liderleri de sorgulanabilmelidir
Cemaat mensuplarının da burada önemli bir sorumluluğu vardır.
Bir yöneticiyi sevmek, onun her yaptığını doğru kabul etmek değildir.
Bir hocaya bağlı olmak, onun yanlış yapmayacağını düşünmek olmamalıdır.
Gerçek vefa, gerektiğinde uyarmaktır.
Bir liderin çevresinde yalnızca kendisini alkışlayan insanlar oluşursa, o lider zamanla kendi yanlışlarını göremez hale gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle cemaatlerde istişare kültürü güçlü olmalı, farklı düşünceler dinlenmeli ve gerektiğinde yöneticiler sorgulanabilmelidir.
Körü körüne bağlılık, hiçbir yapıyı uzun vadede güçlendirmez.
Bu noktada cemaat yöneticilerinin de sorumluluğu büyüktür.
Şeffaf olmayan yönetim anlayışı, devlet müdahalesine ve toplumdaki şüphelere zemin hazırlar.
Bunun önüne geçmenin yolu ise devletten kaçmak değil, devletin karşısında da toplumun karşısında da alnı açık durabilmektir.
Cemaatleri korumanın yolu şeffaflıktır. Toplanan paraların hesabı verilebilmeli, yapılan hizmetler açık olmalı, mali yapı denetlenebilir olmalı, yöneticiler gerektiğinde sorgulanabilmeli, kanun dışına çıkılmamalı, hiçbir yönetici kendi şahsi kararlarını cemaatin değişmez iradesi gibi dayatamamalı…
Böyle bir yapı hem devlet karşısında hem toplum karşısında çok daha güçlü olur. Çünkü gerçek güç, hesap vermemekte değil;
hesap verebilecek kadar temiz bir yönetim anlayışına sahip olmaktadır.
Cemaatler bu toplumun önemli bir parçasıdır. Yıllardır genç yetiştiren, eğitim veren, Kur’an hizmeti yapan, öğrencilere sahip çıkan çok sayıda insanın emeği vardır.
Bu emeği korumak istiyorsak, birkaç kişinin yanlışının bütün yapıya zarar vermesine izin vermemeliyiz.
REKLAM ALANI
ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.