Adana °C
Alihan Kuriş Operasyonu ve Süleymancılar
KENHT GAZETESİ – Son günlerde Alihan Kuriş ismi üzerinden yürütülen operasyon, yalnızca adli bir soruşturma olmaktan ziyade çok daha geniş bir meselenin kapısını aralamış durumda. Bu meselede herkesin dikkat etmesi gereken çok önemli bir sınır var:
Bir kişinin, hatta birkaç kişinin yaptığı iddia edilen yanlışlar üzerinden koskoca bir cemaati mahkûm etmek doğru değildir. Bu davranış hakkaniyetli bir tutum olmaz. Eğer ortada yolsuzluk, usulsüzlük, kanuna aykırı işler veya bir başka suç varsa elbette soruşturulmalı, yanlış işlere bulaşmış kişiler ortaya çıkarılmalıdır.
Hiçkimse bulunduğu makamın, taşıdığı unvanın veya dini bir yapının hocası lideri veya yöneticisi olmasının kendisine ayrıcalık ve dokunulmazlık sağladığını düşünmemelidir.
Alihan Kuriş’e ve beraberindeki birkaç kişiye yapılan operasyonun adı kesinlikle “cemaat operasyonu” olmamalıdır.
Ortada bir suç varsa suç soruşturulur, suçu işlediği iddia edilen kişiler hakkında soruşturma açılır, hukuk işler, deliller ortaya konulur, mahkeme kararını verir. Ama bütün bunlar yapılırken, yıllardır toplum içerisinde hizmet veren bir yapıyı, o yapının yetiştirdiği insanları, kurduğu eğitim kurumlarını ve yaptığı hizmetleri birkaç kişinin üzerinden tartışmalı hale getirmek başka bir şeydir.
Bunu birbirinden ayırmak zorundayız.
Çünkü İslami cemaatler, Türkiye’nin sosyal hayatında yıllardır önemli bir boşluğu doldurmuş yapılardır. Özellikle Süleymancılar özelinde konuşacak olursak; yıllardır öğrenci yurtlarında, eğitim faaliyetlerinde ve gençlerin yetişmesinde büyük emekler vermişlerdir.
Bugün o yapılarda yetişmiş, eğitim almış, meslek sahibi olmuş, ailesine ve toplumuna faydalı olmuş binlerce insan bulunmaktadır.
On yılların ve nice fedakar insanın emeğiyle ortaya çıkmış yurtlar, derslikler, eğitim mekânları ve insan yetiştirme tecrübesi vardır.
Bütün bunları yok saymak, birkaç kişinin yaptığı iddia edilen yanlışlık üzerinden bütün bir yapıya sırt çevirmek doğru değildir.
Bir binanın kolonlarından birinde problem çıkması, o binada yaşayan herkesin suçlu olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir kurumun yöneticilerinden birinin hata yapması, o kurumda yıllarca emek veren herkesin emeğini değersizleştirmez.
Vicdan sahibi herkes bilir ve bilmelidir ki; Bir cemaat içerisinde bazı insanların yanlış yapması da o cemaatin bütün mensuplarını töhmet altında bırakmaz.
Çünkü insan hata yapar, nefsine yenilebilir, makamın ve gücün etkisi altında kalabilir. İnsan kendi heva ve hevesini, bulunduğu yapının ortak iradesiymiş gibi görmeye başlayabilir. Hatta yıllarca kendisine bağlı insanların koşulsuz güvenini kazanmış bir kişi, zamanla kendi düşüncelerini cemaatin değişmez stratejisi gibi dayatmaya kalkabilir. İşte tehlike tam da burada başlar. Fakat burada da yapılması gereken, bütün cemaati suçlamak değil; yanlış yapan kişiyi ve yanlış yapılan uygulamayı ortaya çıkarmaktır. Devletin görevi de budur.
Devlet, suç varsa üzerine gider ve gitmelidirde. Ama bu operasyonu yaparken meseleyi “Bir cemaat var, onun tamamını dağıtalım” anlayışına dönüştürmemelidir.
Çünkü bir cemaat ile o cemaatin başındaki insanlar aynı şey değildir, bir yapı ile o yapıyı yöneten insanlar aynı şey değildir.
Yıllarca hizmet etmiş binlerce insan ile yöneticilerin olası yanlışları aynı kefeye konulamaz.
Eğer bunu yaparsak adalet ararken başka bir adaletsizlik üretmiş oluruz.
Altını özellikle çizmemiz gereken çok çok önemli bir durum da var ki;
Devlet, geçmişte birçok operasyonda yaptığı gibi, birkaç kişinin karışmış olabileceği iddia edilen bir mesele üzerinden bütün cemaate veya cemaatin yurtlarına kayyum atama gibi bir hataya kesinlikle düşmemelidir. Eğer soruşturmanın konusu birkaç yönetici veya belirli kişiler ise, soruşturma da o kişiler üzerinden yürütülmeli, sapla saman birbirine karıştırılmamalıdır.
Yıllardır faaliyet gösteren yurtların, dersliklerin ve eğitim kurumlarının faaliyetleri durdurulmamalıdır.
Cemaatin meşru faaliyetleri, eğitim ve dersler hiçbir şey olmamış gibi tıkır tıkır işlemeye devam etmelidir.
Çünkü orada öğrenciler var, eğitim var, insan yetiştirme gayreti var, orada Kur’an hizmeti vardır.
Orada yıllardır bu hizmetlere emek veren insanlar vardır.
Birkaç kişinin hakkında ortaya atılan iddialar sebebiyle, hiçbir ilgisi olmayan binlerce insanın hizmet aldığı bir yapıyı işlevsiz hale getirmek, gayretullaha dokunur dikkat edin!
Kişilerin hesabı sorulurken, kurumların hizmeti durdurulmamalı. Yöneticiler soruşturulurken, talebelerin eğitimi aksatılmamalı, yılların emeği cezalandırılmamalı.
Devlet bu ince çizgiye dikkat eder, hassasiyet gösterirse, hem adaleti tesis etmiş olur hem de toplumda “Devlet cemaatlere operasyon yapıyor” şeklinde bir algının oluşmasının önüne geçer. “Cemaatlere operasyon yapılıyor” hissiyatı oluşturmamak lazım.
Üstelik bugün Süleymancıların Ümraniye’deki merkezi olarak bilinen adrese polislerin arama yapmak üzere girmesi ve bunun görüntülerinin kamuoyuna yansıması, toplumda “Sıra Süleymancılara mı geldi, devlet bunları da mı bitirecek?” şeklinde bir algının oluşmasına da neden olabilir. Böyle bir algının oluşmasına izin vermemek gerekir. Eğer ortada hukuki bir soruşturma varsa, soruşturma suç isnadı bulunan kişiler üzerinden yürütülmeli; görüntüler ve yaşananlar bütün bir cemaate yönelik bir operasyon yapıldığı şeklinde yorumlanmamalıdır.
Cemaat liderleri de masum değildirler. Fakat burada cemaatlerin ve özellikle cemaatleri yöneten insanların da kendilerine dönüp bakması gerekiyor.
Hiçbir cemaat lideri, “Ben dini bir yapının başındayım, dolayısıyla yaptığım her şey doğrudur” anlayışına sahip olamaz.
Hiçbir lider peygamber değildir, günahsız değildir, hiçbir hocanın şahsi kanaati vahiy değildir.
Dolayısıyla bir cemaat liderinin söylediği her söz, yaptığı her tercih ve verdiği her karar otomatik olarak “cemaatin kararı” kabul edilmemelidir.
Tabiki insanlar hocalarını sevebilir, onların sözünü önemseyebilir. Fakat bu güven, hiçbir yöneticinin sınırsız bir yetkiye sahip olduğu anlamına gelmemelidir. Güven, asla ve asla denetimin mekanizmanın alternatifi değildir. Tam tersine, güvenin olduğu yerde şeffaflık daha da önemli hale gelir. Toplumun ve cemaat mensuplarının yıllarca emek vererek oluşturduğu bir yapının yönetimini elinde bulunduran kişiler, o yapının gerçek sahibi gibi ve kendi mülküymüş gibi davranamaz.
O yurtlar, o derslikler, o hizmet merkezleri ve yıllarca verilen emekler amiyane tabirle birkaç kişinin babalarının malı değildir. Orada insanların emeği, hayır sahiplerinin parası, anne babaların güveni, öğrencilerin geleceği, hocaların yıllarca verdiği emek vardır.
Ve bütün bunların üzerinde toplumun hakkı vardır.
İşte bu nedenle mesele yalnızca Alihan Kuriş veya başka herhangi bir şahıs değildir. Asıl mesele, dini yapılar içerisinde yönetim anlayışının nasıl olması gerektiğidir. Eğer bir kişi gerçekten yanlış yapmışsa hesabını vermelidir.
Devletin de toplumun da yapması gereken ayrımı doğru yapması gerekmektedir.
Suçlu kimse onun hesabını sorun. Ama masumların ve yılların emeğinin üzerine basmayın. Unutulmamalıdır ki; Cemaatler bu toplumun sigortasıdır.
Cemaatlerin toplumdaki yerini konuşurken, bu yapıların doğru ellerde, doğru anlayışla ve şeffaf bir yönetimle toplum için gerçekten büyük bir fayda ürettiği gerçeğini göz ardı etmemek lazım.
Gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak tutulması, eğitimlerine destek olunması, barınma ihtiyaçlarının karşılanması, dini ve ahlaki eğitim verilmesi, insanların birbirine yardım etmesinin teşvik edilmesi…
Bunların her biri toplum açısından kıymetlidir.
Dolayısıyla bugün bir soruşturma gündeme geldi diye yıllardır yapılan bütün bu hizmetleri çöpe atmak akılcı değildir.
Ama aynı şekilde yıllardır yapılan hizmetleri gerekçe göstererek yöneticileri denetimden muaf tutmak da akılcı değildir.
İşte gerçek denge tam burada kurulmalıdır.
Cemaatler korunabilir ama yöneticiler dokunulmaz olamaz, hizmetler takdir edilebilir ama yanlışlar görmezden gelinemez.
Bence olması gereken tam olarak budur.
Cemaatler de denetlenebilir olmalı, şeffaf olmalı ve hesap verebilir olmalı. Hesap vermek zillet değildir tam tersine güvenin teminatıdır.
Bir cemaat yöneticisi, “Bize kimse hesap soramaz” dememelidir, diyememelidir.
“Biz dini hizmet yapıyoruz, Kimseye hesap vermek zorunda değiliz” anlayışına sahip olmamalıdır.
Tam tersine, dini bir sorumluluk taşıdığını söyleyen kişinin hukuka, ahlaka ve emanete daha fazla dikkat etmesi gerekir.
İşte bundan sonraki yazıda asıl bu meseleyi konuşmak gerektiğini düşünüyorum.
Cemaatler denetlenmeli mi? Elbette.
Çünkü şeffaflık ve hesap verebilirlik, bir yapının güvenilirliğini zayıflatmaz; tam tersine güçlendirir. Bu konu ayrıca ve daha kapsamlı biçimde ele alınmayı hak ediyor.
Cemaatleri korumanın yolu onları denetimden kaçırmak değil, şeffaflaştırmaktır.
Yılların emeğini korumanın yolu yanlışları gizlemek değil, yanlış yapanı ayıklamaktır.
Ve en önemli noktayı unutmayalım:
Bir yapıyı birkaç kişinin hatasından korumanın en sağlam yolu, o birkaç kişinin hesap verebilir olmasını sağlamaktır.
REKLAM ALANI
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR
