• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 24 Mayıs 2019
  • 04:05
 
RAMAZANIN SAHURUNDA SUİKASTE UĞRAYAN 13 Mayıs 2019, Pazartesi

BİR ALİMİN GÖZÜYLE

Ümmetin Bunalımı ve İslami Eğitim İslam alemi/ümmeti milletler merdiveninin şu anda en alt basamağında bulunuyor. Yüzyılımızda, başka hiç bir millet benzeri yenilgi ve aşağılanmalara maruz kalmamıştır. Müslümanlar yenildi, kitleler halinde kıyıldı, toprak ve servetleri, hayat ve umutları çalındı. Aldatıldılar, sömürgeleştirildiler ve sömürüldüler; misyonerlerin tecavüzüne uğradılar, zorla, dayatmayla veya rüşvetle sahte liderlerle başka batıl dinleri ve İdeolojileri kabullendiler. Düşmanların iç ve dış ajanlarınca kukla rejimlerle batılılaştırıldılar ve İslam'dan aşama aşama uzaklaştırıldılar. (Bilginin İslamîleştirilmesi, s. 21)
Bizzat sömürgeciler veya onların yerli işbirlikçileri tarafından İslâmî olan her şeye hücuma başlandı. Kur’ân metninin doğruluğu, Hz.Peygamber’in (SAS) hak oluşu, sünnetin güvenirliği ve doğruluğu, dinin mükemmelliği, müslümanların kültür ve medeniyet alanlarında ulaştıkları seviye dahil saldırıya uğramayan tek bir şey kalmadı. Amaç müslümanın kendine, ümmetine, imanına ve seleflerine olan güveni sarsmak, İslâmî şuuru tahriple İslâmîleşen kişiliğini yok etmek, böylece direniş için gerekli manevi güçten mahrum bırakarak onu daha fazla köle haline getirmekti.”
Ümmetin nüfusunun bir buçuk milyar tavanını delmesi, en geniş ve en zengin topraklar üzerinde yaşaması, en büyük beşerî, maddî ve jeopolitik potansiyele sahip bulunması ve nihayet inanç sistemi olarak İslamın bütüncül, yararlı, yaygın ve gerçekçi bir din oluşu müslümanların yenilgi, aşağılanma ve yanlış tanıtılmasını daha da tahammül edilmez hale getirmektedir. (s.22)
Ümmetin bunalımının kaynağı ve güç merkezi hiç kuşkusuz mevcut eğitim sistemidir.
Hastalığın ürediği zemin odur. (s. 28)
Bunlar emperyalistlerin strateji uzmanlarınca iyiden iyiye düşünülüp planlanmış konulardır. Bağımsızlığa kavuşma, batılı eğitim sistemini aynen benimseyerek, devlet imkanlarını bu sistemin okullarına yağdırarak, emperyalistlerin tasarladığı sistemi kökleştirmiş. Batılılaşmadan yana güçlerin faaliyetleri ve öğretmenlerle öğrencilerin ve kitlelerin bunlar eliyle İslamdan uzaklaştırılması üniversite ve yüksekokullarda ve kitle iletişim araçları ile kanunlar yoluyla bütün hızıyla devam etmektedir; bu ihaneti durdurmak için hiç bir şey yapılmamaktadır. Durum sömürge dönemindekinden daha vahimdir. Direnme ruhu, bağımsızlık aşkı, bir İslamî çözüm bulma azmi o sıralar herkesi yakıp tutuşturmaktaydı.Bugün bu maalesef bastırılmış. (s. 29)
Şu anda İslam aleminde öğretilen konular ve yöntemler batıda uygulananların bir kopyasıdır, ama batıdakini işler hale getiren temel görüşten yoksundur. O görüş olmaksızın bunlar bayağı düzeyde kalmaya mahkumdurlar. Bu ruhsuz konu ve yöntemler, farkında olmaksızın, sözde hem ilericilik ve çağdaşlaşma aracı görevini yapmakta, hem de İslamî sisteme nizama alternatif olarak öğrenciler üzerinde haince bir İslamdan uzaklaştırma etkisi bırakmaktadır. (s. 32)
TANKA KARŞI KILIÇ KALKAN
İslam alemindeki üniversite öğrencileri, ders kitabı ve sınıfta kendilerine sunulan yabancı ideolojiler karşısında, tank ve makinalı tüfeği kılıç-kalkanla cevaplayan bir asker kadar çaresizdir. İslam aleminin hiç bir tarafında İslamî temel görüş, batıdaki orta dereceli okullarda batı geleneğinin öğretildiği ısrar, evrensellik, ciddiyet ve bağlılıkla her düzeydeki öğrencilere okutulmamaktadır. Böyle bir temel görüş, bütün öğrencilerin almak zorunda oldukları dersler arasına hiç bir İslam ülkesinde girememiştir. (s. 33)  Zira Müslümanlar olarak karşı karşıya bulunduğumuz sorunların ana sebeplerinden birisi emperyalist küresel siyaset iken, bir diğer sebep de bizim sömürülebilir olma halimizdir. Eğer sömürülebilir bir halde olmasaydık, Batı siyaseti bizi kuşatamazdı. Bu önermeden hareketle ifade edersek, yapmamız gereken çözümlemelerin bir veçhesi Batı siyasetini, diğer veçhesi de kendi halimizi anlamak olmalıdır. Dolayısıyla, “biz niçin ve neden bu durumdayız?” sorusunu sorduğumuz zaman itikadi, ahlaki, toplumsal ve siyasi durumumuza ayna tutacak bütüncül bir bakış acısına ihtiyacımız olduğunu göreceğiz. 
"Ümmetin karşı karşıya bulunduğu en ciddî görev eğitim sorununu çözmektir. Eğitim sistemi ters-yüz edilip hataları düzeltilmedikçe ümmetin gerçekten ihyası için umutlanmamalıdır. Yapılması gereken, sistemin yeni baştan biçimlendirilmesidir. Müslümanların eğitilmesindeki mevcut ikiliğe, sistemin İslamî ve batılı eğitim olarak iki değişik tarzda düzenlenmesine kesinlikle bir son verilmelidir. İki tarz birleştirilip kaynaştırılmalıdır; ortaya çıkan yeni sisteme İslamî anlayış egemen olmalı ve ideolojik programının ayrılmaz bir parçası olarak çalışmalıdır.(s. 37)
Ümmet parlak zekaları çekip onları Allahu Teâlâ'nın kendilerine bir yönüyle alim bir yönüyle bilim adamı veya bilim "talibi" olarak bahşettiği şerefe kavuşturmak üzere, bugüne kadar sarfettiğinin çok üstünde miktarları eğitime ayırmalıdır. (s. 38)
Her müslüman genç din, ahlak, hukuk, tarih, psikoloji,siyaset ve İslam medeniyeti ve kültürü konularında eğitim görmelidir. Ümmet veya bölümleri, liderler her müslüman gence İslami temel esaslar öğretilmediğinde hem hukuken sorumludur, hem de Allah katında cezaya müstahaktır. (s. 40)
İslam eğitimini şumüllü bir şekilde  alamayan,dini ve  toplumu ile bütünleşemeyen tek bir kişi bile kalmamalıdır. Ancak bu dersi almak onu müstevlî saldırılara ve ideolojilere karşı güçlü kılacaktır. O sayede her görüşü bir görüşle, objektif delili objektif delille karşılayabilecektir. Ancak böyle bir ders ona ümmetin kültür dayatma ve kalkınmasına katılma imkanını verecektir. Çünkü İslam medeniyetinin özünü, İslamın mantığını, ümmetin gittiği veya gitmeyi umduğu istikameti ancak bu sayede öğrenecektir. Ümmetini -dolayısıyla kendini- başkalarından onun aracılığıyla ayırabilecek ve bu farktan gurur duyarak onu muhafazaya ve başkalarını da kendisi gibi olmaya davete çalışacaktır.
Yarının muzaffer gücünün İslam olması, müslümanların ya tarih sayfalarına gömülmesi ya da yeni şerefli sayfalar yazması bugünün müslümanlarına kalmış bir iştir. (s. 42)
Dr. İsmail Raci Farûki
Dr. İsmail Raci Farûkinin İsrail düşmanı olması ve suikast..
Faruki Siyonizm karşıtıydı. Filistin ulusal davası ve Siyonizm arasındaki tarihi anlaşmazlığa İslami bir perspektiften bakarak İsrail'i parçalamanın İslam topluluğu için hem dinsel bir yükümlülük(farz-ı kifaye),hem de gücü yeten her yetişkin Müslüman için kişisel bir yükümlülük (farz-ı ayn) olduğuna inandı. Bunu Siyonist devlete karşı kutsal savaş yani (cihad) olarak adlandırdı. Amerikan İsrail lobisinin resmi bülteni Yakın Doğu Raporu tarafından Faruki 'İsrail'i yıkmak isteyen adam' olarak adlandırıldı. Darusselamın Hebrew Üniversitesinde onun fikirlerini konu alan bir konferans düzenlendi. Konferansın son önergesinde Faruki İsrail'in 'en tehlikeli düşmanı' olarak tanımlandı. İsmail Raci el-Faruki, eşi Luis Lamia el-Faruki ile birlikte  27 Mayıs 1986 Salı  Ramazan ayında, bir sahur vaktinde, evinde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. Çiftin cinayetinden 2 hafta önce Village Voicegazetesinin ön sayfasında Yahudileri Müdafaa Derneği New York başkanı Victor Vancier’in ”Ünlü Filistinli Amerikan profesörün susturulması” planından bahsetmesi bu cinayetin ardında Siyonistlerin olduğu yönünde ciddi şüphe uyandırmaya yetse de faillere ulaşılamadı. Doğunun hüzünlerini, kaygılarını ve duygularını batıya taşıyan İslam MEDENİYETİNDEN başka bir medeniyet tanımayan Şehid İsmail Faruki’ye Allah rahmet eylesin…