• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 14 Kasım 2018
  • 22:50
 
KANDİL NEYSE AFRİN ODUR DİYE BASTIRIYOR, AFRİN NAMUSTUR, TERK EDİLMEYECEK DİYE TALİMAT VERİYORLAR, KANDİL’DEN KONUŞMAK KOLAY Suriye’de bulunma gerekçesini DAEŞ’le mücadele diye yutturmaya çalışan ABD’nin kirli tezgâhındaki taktik, terör örgütü DAEŞ’i hedef gösterip bir başka terör örgütü YPG/PKK’ya alan açmaktı. Bu alçak tezgâhla Fırat’ın Doğusu, Suriye topraklarının yüzde 30’u, enerji kaynaklarının yüzde 50’si YPG/PKK’ya teslim edildi. 08 Kasım 2018, Perşembe
idris ŞAHİN
idris ŞAHİN

Suriye’de bulunma gerekçesini DAEŞ’le mücadele diye yutturmaya çalışan ABD’nin kirli tezgâhındaki taktik, terör örgütü DAEŞ’i hedef gösterip bir başka terör örgütü YPG/PKK’ya alan açmaktı. Bu alçak tezgâhla Fırat’ın Doğusu, Suriye topraklarının yüzde 30’u, enerji kaynaklarının yüzde 50’si YPG/PKK’ya teslim edildi. 
Aynı taktik Fırat’ın Batısı için de geçerliydi ama Türkiye önce Fırat Kalkanı, şimdi de Zeytin Dalı harekâtlarıyla bu planları bozdu. Fırat’ın Doğusundaki teröristleri de temizlemek kararlılığını çok net ortaya koydu. 
Bu nedenle ABD, bir yandan TSK’nın Afrin operasyonunu geciktirmek için kirli yöntemlere başvururken diğer yandan savaşı körüklemek adına kimyasal silahlar ve diğer gerekçelerle Suriye’yi Ortadoğu’daki jandarması İsrail’le birlikte vurmak için fırsat kolluyordu. Hiç biri kâr etmedi. 
Türk Silahlı Kuvvetleri Afrin’de dağlardaki bütün tünelleri temizleyerek ilerlemek zorundaydı. Bunlar bir devlet değil… Bu kadar paranın nereden geldiğini herkes düşünmek durumundadır. Yüksekliği bir buçuk-iki metre yüksekliğinde iki metrelik kalın bir beton, tamamen kafes sistemi dediğimiz bir şekilde yapılmış. Böyle bir tünelin, 100 kilometre uzunluğundaki yerin maliyetinin ne kadar olduğunu bir düşünün.
Bu tüneller sadece Türkiye’ye karşı savunmak için değil, aynı zamanda Türkiye’ye saldırmak için yapıldı. Eğer 15 Temmuz hain darbe girişimi başarılı olsaydı, o sırada silahlandırılmış 35 bine yakın terörist, bu tünellerden Türkiye’ye geçecek, darbecilerin hiçbiri bunlarla mücadele etmeyecekti. Gelinen noktada Hatay, Gaziantep, Kilis ve daha sonrası birçok yer haritamızda olmayacaktı.
Bizim Suriye’de, Afrin’de, İdlib’te, El Bab’ta, Sincar’da, Cerablus’ta ne işimiz var dediler; halâ da demeye devam ediyorlar. Bu beyin özürlü kişiler, Afrin’in bize barikatlar döneminde geldiğini, 40 tane polisimizi şehit etmek için Beşiktaş’a geldiğini, Ankara’da Genelkurmay önündeki bomba patlatılırken geldiğini anlamak, inkâr etmek için her zaman büyük çaba gösterdiler. Afrin’e biz önce gitmedik. Onlar önce bize Afrin’den geldi.
Türkiye 30 yıldır terör belası ile uğraşıyor. 15 Temmuz Saldırısı ve İşgal girişimiyle terör ayyuka çıktı. Bununla beraber terör, devlet ve millet düşmanları karşısında Türk Milleti kenetlendi, tek yumruk oldu. Artık bütün dünya Türkiye’yi izliyor. 
Bugün hangi Avrupa şehrine gitseniz PKK ve yandaşlarının sürekli gösteri yaptıklarını görürsünüz. Stratejik ortak diyorsun, ortaklığı yok. Vekalet savaşları hız kesmeden tam gaz gidiyor.
Tillerson'ın yerine Pompeo'yu getiren Trump'ın masasında özellikle FETÖ ve YPG/PKK konusunda Türkiye'ye dair dört seçenek var. İlk seçenek, Ankara ile tam bir uyum içinde çalışmak. Bunun olabilmesi için ABD'nin FETÖ elebaşısını iade etmesi ve PKK/YPG'yi destekleme politikasından tamamen vazgeçmesi gerekir. Bu seçenek şimdilik Amerika’nın işine gelmediği için rafta duruyor. İkinci seçenek, Türkiye'nin yeniden vesayet altına alınması projesi... Bu da neredeyse imkânsız bir senaryo artık... Türkiye'yi emperyalist denetim altına almayı içeren bu plan, 15 Temmuz'da Türk milletinin iradesine çarparak tuzla buz oldu. Yeniden tesisi ise çok zor ve hatta imkânsız…
Üçüncü seçenek, müzakereler yoluyla Suriye ve Irak gibi bazı bölgesel sorunlarda, Rusya ile ilişkilerde ve İran'a karşı kuşatma politikasında asgari müştereklerde eşgüdümün sağlanması. Bu seçenek de karşılıklı güven bunalımı nedeniyle uygulanması imkânsız.
Dördüncü ve en makul seçenek ise ABD ve Türkiye arasında savaşa yol açamayacak saygılı bir mücadele tarzının benimsenmesi. Bu durum her şeyden önce ABD'nin Türkiye'nin yeni duruşunu ve bir bölgesel güç olarak milli çıkarlarını bağımsız şekilde savunmasını kabul etmesi anlamına gelir. Her şeyin farkında olan Türkiye’ye karşı ABD'nin yeni dönemde sorumlu bir siyaset izlemek dışında başka seçeneği yoktur. Diğer bütün tercihler ABD ile iplerin kopması demektir.
Afrin operasyonunu doğrudan Kandil yönetiyor. Emir-komuta Kandil’de… PKK, 2012 yılında Kandil’den 500 teröristi silahlı eğitim vermesi için Afrin’e gönderiyor. Bunlar 6 yıldır Afrin’deki YPG’lilere silahlı eğitim veriyor. Menbiç’te ve Fırat’ın doğusunda ise ABD’liler YPG’lileri eğitiyor. 
Amerikalı Albay Dillon, YPG’lilere el yapımı bombalar hakkında verdikleri eğitimin fotoğraflarını paylaşmıştı. Belli ki Amerika’ya çok güvenmişler. Ama Afrin operasyonu Amerika konusunda hayal kırıklığı yaşamalarına yol açtı.
Afrin’den, ”Amerika bizi sattı”, ”Amerika bastırsa Rusya hava sahasını açmazdı” şeklindeki tepkilerin Kandil’i rahatsız ettiği biliniyor. Bu diyaloglar Afrin’de yaşanan moral bozukluğunu yansıtması açısından önemliydi. Belli ki sırtlarını dayadıkları ABD’nin Kürtleri bir kez daha sattığının farkına varmışlar.
Molla Mustafa Barzani’den bu yana tarih hep Amerika’nın Kürtleri kullanıp, sonra ortada bıraktığının örnekleriyle dolu. En son Irak Bölgesel Yönetimi’nin referandum kararında Barzani’yi ortada bıraktıkları gibi…
Kandil, Afrin’i ileri karakol olarak görüyor. Afrin’de başarılı olan TSK’nın bir gün Kandil’e gireceğinden endişe ediyorlar. O nedenle, Afrin’deki PKK-YPG yöneticileriyle konuşmalarında, “Afrin namustur, terk edilmeyecek” diye talimat veriyorlar. “Kandil neyse Afrin odur” diye bastırıyorlar. Kandil’den konuşmak kolay… Afrin’li teröristlerden ziyade Kandil’den gönderilen sözde saha komutanlarının kaçmaya çalıştığı gözleniyor.