• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 19 Nisan 2019
  • 01:20
 
COĞRAFYA, TARİHİN OMUZLARIMIZA YÜKLEDİĞİ BİR YÜKTÜR. TÜM ZORLUKLARA RAĞMEN KENDİ BÖLGESİNDE GÜÇLÜ, AYAKTA KALABİLEN GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE'YİZ 11 Şubat 2019, Pazartesi
idris ŞAHİN
idris ŞAHİN

Gerek Suriye ve gerek diğer alanlarda izlediğimiz objektif, dengeli ve ilkeli politikalar sayesinde herkesin görüşümüzü sorduğu bir ülke haline gelmemiz, istikrarımız, huzurumuz, sadece kendimiz için değil bölgemiz açısından da çok önemli. Bu nedenle hangi görüşe, hangi inanca mensup olursak olalım bu ülke hepimizin. 

KOBANİ olayları, YPG'nin büyümesi serpilmesi, İran'ın hedef ülke seçilmesi, Macron'un SARI YELEK'le devrilmek istenmesi, Merkel'in uçağının havada tehlike atlatması, Çin'e yeni vergiler getirilmesi, Venezuela Başkanı Maduro'nun darbe ile devrilme tehlikesi yaşaması, birbirinden çok farklı gibi görünen ancak aynı kaynaktan beslenen olaylardır. 

Arap milliyetçiliği ihdas edilecek, dinlerarası diyalog söylemi Arap coğrafyasına kaydırılacak, özgürlük palavraları ile kitleler provoke edilip el altından coğrafya için yeni haritalar, yeni güvenlik stratejileri uygulanacaktı. Muhammed bin Selman bu yüzden Suudi Arabistan’a lider tayin edildi. BAE prensi Muhammed bin Zeyd ile Suudi Arabistan prensi Muhammed bin Selman, Batı’nın terör ve istila projelerine vekalet etmeye başladılar. Bu bir görevlendirmedir.

Finansal terörden örtülü suikastlara, Batılı istihbarat teşkilatlarının ajandasında ne kadar kirli işler varsa bu ikisi üzerinden yürütülmektedir. Artık onlar Arap’tan çok İsrail’ci, Müslüman’dan çok Amerikancı... Coğrafyamıza yönelik saldırıların, işgallerin, iç savaşların tetikçileri... 
İslam’ı ve Müslümanları Arap rejimleri üzerinden emperyalizmin hedefleri doğrultusunda kullanmak için söylem değişikliğine gidildi. Artık yeni söylem Arap milliyetçiliği ve Türkiye düşmanlığı... Çünkü Türkiye yükseliyor, güçleniyor, Batı’nın bölgemizle ilgili planları için “tehdit” olarak algılanıyor. Öyleyse Türkiye’ye karşı Arap gücü de harekete geçirilmeli...
Onlara “İran tehdit, sizi İran’a karşı koruyacağız” sözü verdiler. Bunun ardından hesapları Şii-Sünni savaşı çıkartmaktı. Ama birden bir Türkiye bir güç olarak öne çıkıverdi ve emperyalizmin tüm hesapları sekteye uğradı. Muhammed bin Selman ve Muhammed bin Zaid’e bir anda “Türkiye ile mücadele etme” rolü yüklendi. Bunlar yetmedi, İslami hareketlere, cemaatlere, Batılı istilaya karşı olan bütün yerli ve milli çevrelere, coğrafyaya milli kimlik ve karakter veren her yapıya savaş açtılar. 
Aslında tuzak Arap dünyasına kuruldu, Arapların güç oluşturmasının önüne geçildi. Bu senaryoda iki Müslüman ülke Suudi Arabistan ve BAE’ye biçilen rol  ABD, İngiltere ve İsrail için “İslamcı tehdit”le savaşmak. Bu iki ülke, “Kudüs” için ABD ve İsrail’le “pazarlığa” oturdu. “Kudüs İsraillilerin, bizim İsrail’le sorunumuz yok” dediler. Müthiş bir İsrail sevgisi Arap rejimlerini kapladı. Netanyahu “tarihi değiştirecek” adımların atıldığını söyledi. Filistin yapayalnız bırakıldı. ABD elçiliğini Kudüs’e taşıdı. Arap dünyasından ses seda çıkmadı. 
Muhammed bin Selman’ın ve Muhammed bin Zaid’in Mekke ve Medine konusunda da taahhütlerinin olduğu yakın bir zamanda ortaya çıkacak. Bu aşamadan sonra, bu iki liderin kendi ülkeleri üzerinde dahi söz hakkı olması artık mümkün değildir. Ne istenirse onu yapmaktan başka bir seçenekleri de düşünceleri de yoktur. Bu, Arap coğrafyasının rehin alınması demektir. İşte bundan sonra savaşların, iç kargaşaların, yeni haritaların Arap topraklarını nasıl parçalayacağına şahit olacağız.
Kendi ülkelerine sahip çıkmak yerine Batının vesayetine girmeleri neticesinde Arap alemi birçok felaketler yaşadı.  İran-Irak savaşı, Kuveyt krizi, Libya, Lübnan, Filistin, Mısır, Yemen ve en son olarak da Suriye gibi Arap topraklarındaki yaşanan savaşlar bunlara birer örnektir. 
ABD Başkanı Trump’la dünyaya verdikleri “küre” fotoğrafına benzer bir görüntüye Papa’nın BAE ziyaretinde şahit olduk. Papa’nın yanında el pençe divan duran BAE liderlerinin neyi, kimi temsil ettikleri çok açık... Fransız yazar George Malbrunot o fotoğrafı “İslam hariç herkese hoşgörü” olarak yorumladı. Türkiye’de FETÖ’ye yüklenen “dinlerarası diyalog” görevi şimdi Muhammed bin Zaid ve Muhammed bin Selman’a yüklendi. 
Yıllardır Arap dünyasını İran’la korkutanlar, şimdi bu iki kişi üzerinden bütün Arap milletini Türkiye’ye karşı kışkırtıyor. İki Veliaht üzerinden bütün Arap milleti, öncekinden çok daha vahim bir vesayetin, esaretin altına sokuluyor. Hem de bu sefer İslam’ın ve coğrafyanın bütün kutsalları çiğnenerek. Böyle giderse Arap topraklarını kavuran fırtına olağanüstü ölçekte şiddetlenerek çok daha büyük felaketlere sebep olacak.
Onlar Türkiye ile mücadele ettiklerini, Türkiye’nin yayılmasına engel olduklarını sanıyorlar ama asıl hedefin kendileri olduğunu er geç anlayacaklar. Türkiye bugünün dünyasında coğrafyamızda yükselen bir siyasi kimlik, bir eksen bir umuttur. Coğrafya, tarihin omuzlarımıza yüklediği bir yük, asırlardır bu bölgede yürüttüğümüz mücadeledir.  
Vatanımıza, milletimize, geçmişimize ve geleceğimize savaş açan, darbelerle, iç savaş girişimleriyle, terörle diz çöktürme çabalarını gösteren, 15 Temmuz’un, PKK/PYD ve DAEŞ’in, Suriye’nin kuzeyinden kuşatılmanın, Türkiye’ye karşı oluşturulan BAE-Suud cephesinin arkasında bir emperyalist güçler koalisyonu vardır. Bu koalisyona karşı mücadele etmek, bir duruş ortaya koymak bir mecburiyettir. Bu bir iç mesele değil tarih hesaplaşmasıdır. 
Tarih boyunca insanlık ve bölgemiz çok sorunlar, savaşlar, çatışmalar yaşadı. Ama bunun üstesinden bazen savaşarak geldik. Bazen acılar çekerek ders aldık. Tüm zorluklara rağmen kendi bölgesinde güçlü, ayakta kalabilen güçlü bir Türkiye'yiz.