• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 16 Aralık 2018
  • 14:01
 
ABD VE BATI İRAN’DA BAŞARILI OLURSA SIRA TÜRKİYE’YE GELECEKTİR İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson, 9 Aralık tarihinde Tahran'a gitti. Gidiş nedeni olarak, Tahran'da tutuklu olan İngiliz gazeteci Nazanin Zaghari Ratcliffe gösterildi. Johnson, Ratcliffe'in İranlı gazetecilere eğitim verdiğine, ABD için çalıştığına inanıyordu. Ratcliffe, bugünkü ayaklanmanın planlarını yapan bir gazeteci olması ihtimal dâhilinde. Karanlık bir tarafı olduğu kesin… 11 Ekim 2018, Perşembe
idris ŞAHİN
idris ŞAHİN

İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson, 9 Aralık tarihinde Tahran'a gitti. Gidiş nedeni olarak, Tahran'da tutuklu olan İngiliz gazeteci Nazanin Zaghari Ratcliffe gösterildi. Johnson, Ratcliffe'in İranlı gazetecilere eğitim verdiğine, ABD için çalıştığına inanıyordu. Ratcliffe, bugünkü ayaklanmanın planlarını yapan bir gazeteci olması ihtimal dâhilinde. Karanlık bir tarafı olduğu kesin…

Boris Johnson, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile 2 saati aşkın süren toplantıda ve İran'da yaptığı görüşmelerin tümünde 2018'in ilk günlerinde ayaklanmayla karşı karşıya kalacaklarını anlattı. İşaret ettiği yer Washington'dı…

İran bu uyarıyı dikkate aldı. Birçok kişi yakalandı. Hepsinin Washington'la bağlantısı kesinleşti. Eğer onlar içeri alınmasaydı, belki bugün ayaklanma ülkenin tamamında yaşanıyor olacaktı. 

Bugün İran'da ayaklanan insanları yöneten isim Ayetullah Mike, Michael D’Andera… Mike, doğduğu andan itibaren ajan olarak yetiştirilen biri… Çok karanlık, çok yetenekli, çok akıllı ve çok inatçı... Ortadoğu konusunda uzman… Çok iyi derecede Arapça, Farsça ve Türkçe bilir. Kürtçe'ye de uzak değil...
İran'da göstericilerin hangi noktada hangi sloganları atacağını bile D'Andrea’nın belirlediği söyleniyor. 

İran’da Cuma namazları birçok ilde üniversitelerde kılınır. Bu nedenle 5 Ocak Cuma günü İran’daki olaylar için çok kritik bir gün… Ayaklanmanın dozu 5 Ocak itibariyle şiddetlenirse, ölümler artarsa ABD askeri seçeneği bile masada…

Trump, görevi devraldıktan hemen sonra "İran'a askeri müdahaleyi de masamızda tutuyoruz" açıklamasını yapmıştı. Nitekim bugün ABD, İran olaylarını BM’e taşıyacağını söyledi. Eğer ölümler artarsa, ABD İran'ı terör örgütlerine destek vermekle suçlayacak. NATO da aynı Libya'da olduğu gibi operasyon emri verecek. Tabii NATO ülkelerinin hepsi bunu kabul etmeyecek. Libya konusunda da herkes hemfikir değildi ama müdahale yapıldı.

ABD, ekonomik ambargonun askeri seçenekle desteklendiği an İran halkının rejimin karşısına geçeceğini düşünüyor. Planları böyle… ABD'nin ilk kadın Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, "Musaddık'a karşı darbeyi biz yaptık" demişti. Albright, 90 ülkede 150 darbe yaptıklarını da itiraf etmişti. Eğer İran'daki ayaklanma bir darbe ile sonuçlanırsa, 10 veya 20 yıl sonra ABD bunu da itiraf eder. Şu an en iyi adamları İran’ı devirmekle meşgul…

Neden ABD-İsrail İran'ı hedefe koyuyor? İran'ı tasfiye ettiklerinde büyük bir gücü de ortadan kaldırmış olmayacaklar. İran’ın Çin ile yakınlığı ve İpek Yolu’ndaki öneminden dolayı hedef… Çin’le kavga İran üzerinden yapılıyor.

Doğrudan İran’a askeri operasyon mümkün değil… Çünkü İslam coğrafyası buna karşı birlik olur. Son zamanlarda ABD-İsrail ekseni, Suudiler üzerinden İslam ülkelerinin bir kısmını yanına aldı. Bu askeri açıdan yapılmış bir manevradır.

Herkesin dikkatli olması gereken bir noktadayız. Bu gelişmelerin bizi etkilememesi mümkün değildir. Biz de İran kadar İpek Yolu’nun önemli aktörüyüz… ABD ve Batı İran’da başarılı olursa sıra Türkiye’ye gelecektir.

Hangi ülke olursa olsun, “dış müdahale” istisnasız tehdittir ve karşı durulması gereken bir durumdur. Çünkü dışarıdan dayatılan bütün değişim çabaları asla barışçı bir niyet taşımaz, o ülkede sonsuz istikrarsızlıklara yol açar.

Coğrafyamızda ABD’nin, İsrail’in, İngiltere’nin elinin değdiği her ülke karışmış, dağılmış, bölünmüş, haritaları değişmiş ya da değişmektedir. O ülkeler, her zaman demokrasi ve özgürlük gibi tılsımlı söylemlerle köşeye sıkıştırılmıştır.

İran’da başlayan, hızla yayılan, etnik farklılık gözetmeyen, ekonomik gerekçelerden sonra siyasal kimliğe bürünen, dünya genelinde “İran’da rejimin çökmesi” söylentilerine yol açan protestoların nereye varacağı, bir süre devam edip sona erip ermeyeceği henüz bilinmiyor.

Öfkenin İran’ın muhafazakâr şehirlerinde, özellikle de Fars kimliğinin baskın olduğu şehirlerde başlaması son derece dikkat çekicidir. Araplar, Azeriler ve Kürtler gibi etnik çevrelerin bir kısmı, protestolara daha sonra katıldı. Dolayısıyla olay bir etnik mesele değil, İran halkıyla rejim arasında bir meseledir...

Ekonomik sıkıntılar, ambargolar, rejimin baskıları ile büyüyen stres bir yerde patlamıştır. İran’ın Suriye, Irak ve Yemen gibi sınır ötesi askeri müdahalelerinin yol açtığı ekonomik darboğaz, savunma harcamaları da kitleleri huzursuz etmiş, sıkıntıya sokmuş, öfkeye neden olmuştur. “Bize ne Lübnan’dan, Suriye’den” şeklinde sloganlar bunun yansımasıdır.

Türkiye, İran ve Rusya’nın Suriye savaşını bitirmek, Irak’ın bölünmesini engellemek için yürüttüğü ortaklık, S. Arabistan’ın bölgedeki gücünü zayıflatmış, ABD ve İsrail’in coğrafyadaki bütün hesaplarını alt-üst etmişti. Bir intikam alınmalıydı… Dolayısıyla bugün İran’ı hedef yapıyorlarsa bir adım sonrasında Türkiye’nin hedef olacağı bilinmelidir.

Türkiye, Rusya ve İran yakınlaşması ile bölge dışı aktörler ve onların coğrafyadaki ortakları arasında ciddi bir ayrışma, tehlikeli bir restleşme yaşanıyor. Türkiye’den Doğu’ya doğru, İran, Pakistan, hatta Endonezya’ya kadar, bir tür diriliş iklimi yaşanıyor, dinamik bir Batı ekseninden ayrılış mücadelesi veriliyor. ABD’nin Pakistan’la kavgaları iyi takip edilmelidir. Yakında ABD’ye karşı direnişe başka ülkeler de eklenebilir, eklenmeli de. Dolayısıyla hesaplaşma çok daha şiddetlenecek.