• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 22 Ağustos 2018
  • 02:35
 
2013 HAZİRAN (1) 11 Nisan 2018, Çarşamba

Sezer üzerindeki gecenin yorgunluğuyla Emel'in başucunda kuru bir sandalyenin üstünde kendinden geçmiş bir vaziyette uykuya kalmıştı. Bir müddet sonra uyanan Emel sezeri yanında görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Bir an uyandırmak için elini uzattı ancak yorgun gözlerindeki halka, halka olmuş morlukları fark edince kıyamadı. Bir müddet öylece Sezer'i izledi. Böylesine iyi bir insanın yanına bir türlü kendini yakıştıramıyordu. Emel gözlerini Sezer'den alamıyordu başını çevirdiği her an sürekli tekrar dönüp bakma ihtiyacı duyuyordu. Emel'in kafasının içinde cevapsız sorular dönüp durmaya başlamıştı. Acaba aşık mı oluyordu. Acaba bu düşündükleri olabilir miydi? Bir anda Sezer sayıklamaya başladı. Hepsi senin suçun senin yüzünden bu acılar senin yüzünden diye sayıklıyordu. Emel bir süre Sezer'in söylediklerine kulak kesildi. Son defa, derin bir nefes çekme ile Sezer alnında oluşan boncuk, boncuk tellerle gözünü açtı. Emel biraz tedirgin bir ses tonuyla iyi olup olmadığını sordu. İyiyim korkunç bir kabus gördüm o kadar. 

Emel'in içinde büyük bir endişe vardı. Bak Sezer bu olanların hepsi benim suçum cezamı çekmekte boynumun borcu, senden tek ricam yanlış bir şey yapmaman. Sezer gözlerini kaçırıp ayağa kalktı. E acıktın mı? Kahvaltılık bir şeyler hazırlayayım mı? Olur mu? diyerek Emel'in etrafında gezindi. Sezer'in hareketleri Emeli şen şakrak yapıyordu. Neredeyse bileğini kestiği için zil takıp oynayacaktı o derece mutluydu  işte. Emel, tamam olur ama bir şartla kahvaltıyı birlikte yapacağız, beni yalnız bırakmayacaksın yoksa yemem diye söyledi. Sezer yüzünde ufacık bir tebessümle başını sallayıp hastanenin kantininde gitmek için odadan çıktı. Birkaç parça bir şeyler alıp hızlı bir şekilde tekrar Emelin yanına döndü. Ufak komidini ortaya doğru çekerek iki yanına sandalye yerleştirdi. Komidinin üzerine kendince mükellef bir sofra hazırlamaya koyuldu. Sofrayı hazırladıktan sonra  Emel'i kaldırmak için müsaade istedi. Emel üstündeki çarşafı sol eli ile kenara savurdu. Biraz zorlanarak da olsa vücudunu sağ yanına çekerek yataktan aşağı sarkıttı. Sezer'in gözleri dolar gibi oldu ama saklamayı başardı. Dur acele etme yardım edeyim diyerek hemen kolundan tuttu. Ufak adımlarla sandalyesine kadar eşlik etti. Her şeye rağmen mutluydu ikisi de kötü şeyler yaşamışlardı ama bu kötü olay karanlığın aydınlığa dönüşünü kolaylaştırmıştı. Sofrada ilk lokmayı Sezer aldı. Emel bu yaşına kadar hep sağ elini kullanmıştı. Sol eli oldukça zayıftı. Emel ekmeği dahi koparmak da zorlanıyordu. Sezer bunu fark edince bir dakika deyip Emel'i duraksadı. 
Bir parça ekmek kopartıp önce üstüne tereyağı sürdü, ardından biraz da bal ekledikten sonra Emele doğru uzatıp ben hazırlayayım, sen ye diyerek gülümsedi. Emel güldü daha da gülmek istedi elini Sezer'in elindeki ekmeği uzatıp aldı. Ekmekten bir parça ısırık alınca oh  yediğim en güzel ekmek, sen hep böyle güzel yapacaksan istesen de artık ben hazırlamam, hep senden beklerim diyerek Sezer'e atıfta bulundu. Sen yeter ki iste şu canımı bile sana vermeye hazırım diyerek sustu. Emel'in gözleri hafiften nemlenmişti. Lütfen böyle konuşma bir şey yapmak istiyorsan canını vermek yerine ömür boyu yanımda ol deyip bir lokma daha istedi. Sezerin mutluluğu katlandıkça katlanıyordu. Büyük bir zevkle bir parçada ekmek hazırlayıp Emel'in eline verdi. Arada kalan Ufak parçaları da kendi eliyle Emel'e yediriyordu.