• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 21 Ekim 2018
  • 00:39
 
2008 EYLÜL (2) Hayaller insanı mutluluğun doruklarına, Gerçekler ise kabus dolu anlara çekiyor… 02 Ekim 2018, Salı

Hayaller insanı mutluluğun doruklarına,
Gerçekler ise kabus dolu anlara çekiyor…
Annesi hiçbir şey demeden uyumak için odasına yöneldi. Annesinin bu tavrı Didem'i endişelendiriyor bir yandan da korkutuyordu. Didem de saçma sapan düşünceler içerisinde yatağına geçirip uykuya daldı. 
Genç, tarifsiz bir mutluluk deryası içinde yarın öğlen Didem'in annesi ile tanışacağım, oturup sohbet edeceğiz, karşılıklı yemek yiyeceğiz diye düşünmekten içi içine sığmıyordu. Yatağa girip, girip çıkıyordu. Heyecandan uyku gözlerinden firar etmiş gibiydi. Eve geldiğinden beri belki de 10 defa yarın için giyeceği kıyafetlerini dolabından çıkarıp bakmıştı. Kıyafetleri iki defa ütülemiş, ayakkabılarının hiç şüphesiz 3 defa boyamıştı. Ayakkabının üzerinde gördüğü her toz zerresi için eline bez alıp siliyordu. Saat gecenin ikisi olmuştu ancak halen gencin gözlerine uyku uğramamıştı. Uyması gerektiğini bildiği için yatağında birkaç defa sağa sola döndükten sonra hayaller içerisinde uykuya daldı.
Elinde bir buket papatya ile kapının önüne geldi. İşaret parmağının kemiği ile kapıyı tıklattı. Ardından dayanamayıp bir de zile bastı. Kapıyı Didem açtı. Yüzünde büyük bir tebessüm ile Merhaba diyerek papatyaları Didem'e uzattı. Didem, gencin elinden papatyaları alıp hoş geldin diyerek içeriye davet etti. İçeriye geçen genci hoş geldin diyerek karşıladı Didem'in Annesi. Genç hızlı bir şekilde atılıp hoş bulduk dedikten sonra elini öptü. İçeriye geçip bir divanın üzerine oturdular. Kızım, misafirimiz yorulmuştur diyerek bir bardak su getirmesini istedi. Didem su almaya gittiğinde genç ve Didem'in annesi sohbete başladı. Bir süre sohbetin ardından acıkmışsındır. Yemeği hazırlayalım diyerek yerinden kalktı. Genç, ben de size yardım edeyim diye atılınca, gerek yok evladım, sen otur biz hazırlarız diyerek mutfağa geçti. Genç, heyecandan yerinde oturamıyordu. Çalan kapı sesi ile  irkilen genç ben bakarım deyip kapıya yöneldi. Genç, kapıyı açtığında karşısında 20’li yaşlarda bir delikanlı vardı. Genç, kime baktınız diye  soracak iken bir anda içeriye daldı. Ben Mustafa halamlar nerede? Sözlüm Didem nerede? Bu arada sen kimsin? Burada ne yapıyorsun diye  sorunca genç derin bir nefes çekerek uyandı. Alnına boncuk, boncuk terler oturmuştu. Bir müddet etrafına sersemce bakındı. Bir oh çekmenin ardından ayaklanıp perdeleri açtı. Etraf   aydınlanmıştı. Sokakta koşuşturan çocukların sesleri kulağını dolduruyordu. Bir anlık refleksle de duvardaki saate döndü. Saat biri geçiyordu. Telaş içerisinde, Emine Sultan geç kaldım neden uyandırmadan diye sitem ederek hazırlanmaya başladı. İki dirhem bir çekirdek hazırlandıktan sonra şimşek gibi kendini sokağa fırlattı. Hızlı adımlarla Didemlerin evinin yolunu tuttu. Sokağın başında oturan Hanife nineye selam verdi. Yoluna devam edecekken Hanife nine arkasından seslenip yanına çağırdı. Buyur nene. Evladım bir 5 dakika bana yardım eder misin? Biraz mutfak için erzak aldım. Bakkalın uyanık çırağı kapının önüne indirip kaçmış. Benim bunları taşımam imkansız diyerek yardım istedi. Genç hiç vakit kaybetmeden ikişer üçer torbaları önüne alarak içeriye taşımaya başladı. Bir yandan da akıllı Didem de idi. Genç içeriye her girip çıktığımda Hanife nine dua ediyordu. Hanife nine 75 yaşında hayatın sillesini çok erken yaşta yemiş dul bir kadın.  Eşini daha henüz 40 yaşındayken hastalıklar yüzünden toprağı vermişti. Hanife ninenin 3 evladı da babalarının ölümünden sonra Tüm mal varlığına el  koymuşlardı.  Hanife nineyi de yıkık, dökük, tek odalı bu eve terk etmişlerdir. Genç bütün malzemeleri taşıdıktan sonra başka bir isteğinin olup olmadığını sordu. Hanife nine yaşlılıktan kırışan yüzünde bir tebessüm oluşturarak canıyın sağlığı oğlum deyip cebinden 2 çikolata çıkardı. Al bu sana bu da gideceğin yerde ki kişiye deyip verdi. Genç teşekkür ederek ikisini de alıp hızlı adımlarla Didem'in evine doğru koşmaya başladı. Gencin heyecandan kalbi ağzından çıkacak gibi olmuştu.  Gencin içine bir anda korku düşmüştü inşallah Didem'in annesi beni ters karşılamaz diye endişeleniyordu. Genç, attığı adımlarda savsaklamaya başladı. Aklından geçen düşünceler zihni o kadar meşgul ediyordu ki önündeki çukuru fark edemedi. Sağ ayağı çukura gelince oluşan boşluktan  dolayı  yüz üstü yere düştü. Düşmenin etkisiyle sarılı olan avuç içi acımıştı. Genç yaşadığı acıyı bir kenara bırakıp Hanife ninenin verdiği çikolataları kontrol etmek için cebinden çıkardı. Çikolataların cebinde ezilmemiş olması gencin yüzünde bir nebze de olsa tebessüme vesile olmuştu. Toparlanıp yerden kaldıktan sonra yoluna devam ettin. Didemlerin evine az bir yol kala yakınlarda bir parka girerek elini yüzünü yıkadı. Hafiften kan bulaşmış pantolonunu ıslatıp lekeyi çıkarmak için bir süre çitiledi. Ancak  leke kaybolmak yerine kendini biraz daha öne çıkarmıştı. Ama her şeye rağmen genç söz verdim, gitmem gerekiyor diyerek olanları unutmaya çalıştı. Bir müddet parkta oturarak soluklandı. Nasıl konuşup nasıl davranması gerektiğini zihninde oluşturdu. Biraz özgüveni yerine geldikten sonra bir besmele çekerek yerinden kalkıp yoluna devam etti. Bu kez adımları daha güçlü ve daha istekliydi. Kapının önüne gelip bir kaç defa nefes alıp verdi. Bir müddet sonra zile bastı. Uzun bir süre beklemenin ardından İçeriden ses gelmeyince tekrar zile bastı. Birkaç saniye sonra içeriden bir ses kim o? Bir an heyecandan Gencin sesi çıkmadı ufak bir yutkunmanın ardından benim diyebildi. Kapıyı açıp karşısında davetlisini gören Didem'in  somurtkan yüzü tebessümle donandı. Genci kolundan tutup içeriye çekti. Gel  hadi iyi ki geldin beni çok sevindirdin diyerek salona kadar genci çekiştirdi. Soluk soluğa ve heyecanla divana oturdular.  Didem'in yüzü utangaç ve mahcup bir hal aldı. Genci misafirliğe çağırdığını tamamen unutmuştu. Söz verdiği yemeği de yapmamıştı. Genç, hafiften etrafına bakındıktan sonra annen yok mu? Şey annem biraz rahatsız uyuyor. İstersen uyandırayım mı? Yok yok hayır. Geçmiş olsun bırak uyusun bu arada benim yapabileceğim bir şey varsa. Yok, sağ ol düşünmen bile yeterli annem işte o halleder. Zaten anneler, kadınlar güçlüdür. Her şeyin üstesinden rahatlıkla gelebilirler.