• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 14 Kasım 2018
  • 22:50
 
Doç. Dr. Nur Köprülü “Yeni Bir Perspektife İhtiyaç Var” Yakın Doğu Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nur Köprülü, Arap Baharı sonrası bölgedeki siyasal değişim süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu; “Yeni Bir Perspektife İhtiyaç Var”

Doç. Dr. Nur Köprülü “Yeni Bir Perspektife İhtiyaç Var”

Orta Doğu çalışmalarında demokrasi ve demokratikleşmenin tarihsel süreçten bakıldığında ‘hüner’ gerektiren bir mücadele ihtiva ettiğini ifade eden Doç. Dr. Köprülü, bölgedeki siyasal değişim tartışmalarının temelini ana akımı temsil eden ve kültürel farklılığa veya özelliğe indirgeyen Oryantalizm (Şarkiyatçılık) ve bu savı eleştiren alternatif yaklaşımların oluşturduğunu ifade etti. Doç. Dr. Köprülü, demokrasi ve demokratikleşme üzerine kuramsal yaklaşımlar Orta Doğu çalışmalarının gündemine 2011 Arap ayaklanmalarından çok önce 1980’li yıllar ile gelmiş ve özellikle 1970’li yıllarda ortaya çıkan ekonomik sorunlar ve işsizlik gibi açmazlar, Arap rejimlerini siyasal liberalleşme yönünde adımlar atmaya yöneltmiştir. Bu sayede demokratikleşme ve siyasal liberalleşme gibi kavramlar Orta Doğu çalışmalarında önemli bir yer tutmaya başlamıştır” dedi.

Demokratikleşme ve otoriteryan esneklik paradigmaları arasında yeni bir akademik tartışma zemini başladı

2000’li yıllarda demokrasi üzerine yürütülen kuramsal tartışmaların yerini ‘otoriter yapıların esnekliği/pekiştirilmesi’ veya ‘otoriteryanizmin sürekliliği’ yönündeki yaklaşımlara bıraktığını vurgulayan Doç. Dr. Köprülü, benzer şekilde Arap ayaklanmalarından sonraki süreçte ise söz konusu kavramsallaştırmalar, demokratikleşme ve otoriteryan esneklik paradigmaları arasında yeni bir akademik tartışmaya zeminine taşındığını söyledi. Doç. Dr. Nur Köprülü, 2011 Arap Ayaklanmaları sonrası ODKA bölgesinde yaşanan halk hareketleri ve yükselen muhalefet neticesinde Tunus ve Mısır gibi ‘cumhuriyet’ ile yönetilen rejimlerde liderlerin devrildiğini ve siyasal değişim süreçlerine girildiğini ifade ederek, buna karşı Ürdün ve Fas gibi monarşi ile yönetilen ülke örneklerinde ise rejimlerin ayaklanmaların ardından aldıkları tedbirler ve anayasal düzenlemeler sayesinde konumlarını ve sürekliliklerini muhafaza ettiklerine işaret etti.

Halk hareketlenmeleri sonrası anayasa yapma ve yazma süreçleri hızlandı

Arap Ayaklanmaları sonrasında Mısır ve Tunus’ta uzun yıllar bu ülkeleri yöneten Hüsnü Mübarek ve Zeynel Abidin Bin Ali iktidarlarının devrilmesinden sonraki dönemde anayasa yazma süreçleri ve karşılaşılan sorunlara da değinen Doç. Dr. Nur Köprülü, Ürdün ve Fas gibi monarşi ile yönetilen ülkelerde anayasal değişikliklerle rejimlerin meşruiyetlerini yeniden pekiştirdiklerine vurgu yaptı. Doç. Dr. Köprülü ayrıca, tarihsel bir bakış açısı ile Arap ayaklanmaları sonrasında yeniden şekillenmekte olan Orta Doğu ile Kuzey Afrika bölge siyasetinin temelde yolsuzluklarla mücadele ve işsizlik gibi ekonomik nedenlerle başlayan halk hareketlerinin siyasal liberalleşme ve daha fazla temsiliyet eksenine kaydığını belirtti. Tunus’taki demokratikleşme hareketlerine de değinen Doç. Dr. Nur Köprülü şunları kaydetti: “Tunus’ta; bir tarafta 12. yy’da kurulan İslam dünyasının önemli sembollerinden olan Zeytuna Üniversitesi diğer tarafta ise bağımsızlık sonrası inşa edilen laik ve demokratikleşme-Batılılaşma hedefi göze çarpmaktadır. 1987 yılında iktidara gelen Bin Ali yönetimi al-Nahda’yı yasaklayarak, bir nev-i laik model adı ile otoriterleşmeyi yeğlemiştir. Arap Baharının ardından Tunus örneği demokratik geçişi en iyi temsil eden ülkelerin başında gelmiştir. Örenğin, Tunus’un Demokrasi İndeksi (Democracy Index) verileri çerçevesinde Bin Ali döneminde Tunus diğer Mağrıp ülkeleri gibi özgür seçimlere dayalı bir demokrasi modeline sahip değildi. Arap Baharı öncesi dönemde yine Tunus demokrasi göstergeleri açısından 1 ile 7 arasında siyasi haklar açısından 7 puan ile en problemli ülkeler arasında sayılırken sivil özgürlükler açısından ise 5 puan almakta ve ‘özgür olmayan’ (not free) bir ülke olarak tanımlanmaktaydı. Arap ayaklanmaları, Arap ülkelerinin yekpare bir bağlamda incelenmesinin doğru bir bakış açısı olmadığını ortaya koymuştur. Şöyle ki, Arap ülkeleri; demografik yapıları ve ulus-devlet inşa süreçlerindeki özgün dinamiklerinin yanı sıra, bölgesel ve küresel ölçekteki konumlanışlarına göre de farklılık göstermektedirler. Arap Baharı sonrasında Tunus örneği; Suriye, Irak, Lübnan gibi ülkelerden farklı olarak mezhepsel çatışmaların, radikal İslami grupların ve aşiret bağlılıklarının demokrasinin önüne geçmediği ‘biricik’ bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Hatta al-Nahda örneği ile İslam’ın demokrasi ile bağdaşabileceğini kanıtlayacak bir potansiyeli de beraberinde taşımaktadır.”

Otoriter rejimlerin kalıcılığı ve mezhepsel bölünmeler bölgeyi kırılgan kılmakta ve süregelen demokratikleşme süreçlerini tehdit ediyor

Arap ayaklanmaları sonrası ODKA bölgesine ilişkin değerlendirmeleri çerçevesinde Doç. Dr. Köprülü, demokratik siyasal araçların zayıf bir şekilde kurumsallaştığı bu coğrafyada, otoriter esneklik veya otoriter rejimlerin kalıcılığı ve mezhepsel bölünmeler bölgeyi kırılgan kılmakta ve süregelen demokratikleşme süreçlerini tehdit etmektedir. Bu çerçevede, demokrasi ve siyasal uzlaşı kültürünün yeşereceği yapıcı bir zemine her geçen gün daha fazla ihtiyaç duyulmakta” olduğuna işaret ederek sözlerini tamamladı.


Yorumlar (1)
    Google