• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 19 Temmuz 2018
  • 05:52
 
“AB, Türkiye ile daha insancıl bir dünyayı birlikte geliştirebilir” DASİFED Başkanı Faruk Ekinci, AB’nin ilkelere sahip olunmadığı bahanesiyle öteki devletleri kendi toplumları menfaatine yönlendirmek için cezalandırmaktan geri durmadığını vurguladı

“AB, Türkiye ile daha insancıl bir dünyayı birlikte geliştirebilir”

Faruk Ekinci, AB’nin son Türkiye kararı ile ilgili  önemli değerlendirmelerde bulundu

 

HATAY – Doğu Akdeniz Sanayici ve İş İnsanları Federasyonu (DASİFED) Başkanı Faruk Ekinci, Avrupa Birliği’ne (AB) önemli uyarılarda ve yapıcı eleştirilerde bulundu. AB’nin ilkelere sahip olunmadığı bahanesiyle öteki devletleri kendi toplumları menfaatine yönlendirmek için cezalandırmaktan geri durmadığını vurgulayan Ekinci, “AB, ilkesel değerlerine sahip güçlü bir Türkiye ile  gelecekte daha  insancıl bir dünya geliştirebileceklerdir” dedi.
“AB, ETİK DIŞI VE BENCİL
Emperyalist devletlerden oluşan AB’nin özgürlük, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve hoşgörü gibi evrensel ilkelere uyumda kendi toplumunun refah ve gelişmesi için gösterdiği titizliği, AB dışındaki ülkelerde yaşayan toplumlara da göstermek yerine, bu ilkelere sahip olunmadığı bahanesiyle  öteki devletleri kendi toplumları menfaatine yönlendirmek için cezalandırmaktan geri durmadığına işaret eden Ekinci, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi:

“AB etiklikten yoksun, bu  bencil davranışıyla aslında kendi bindiği dalı  kısa vadeli menfaatleri için  kesmiş olmakla gelecek için kendine sorunlar yumağı yaratmaktadır,  mülteci sorunu bir örnekdir. 

“AB, KÖTÜ NİYETLİ
Aday ülke olmasına rağmen Türkiye'ye karşı bu güne kadarki davranışları, AB ve Batı hakkındaki kötü niyetli tanımlamamızda yanlış olmadığımız açıkca ortaya koymaktadır. Batı ve AB, 1800’lerde başlatılan ve 1916 Sykes-Picot anlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğu ve devamında Türkiye üzerinde kötü niyet projelerini yüzyıllardır sürdürmektedir. Son 3-5 yılda olanları sıralarsak; Libya ile başlayan ve sonunda Türkiye’yi hedefe koyan Arap Baharı, ABD’nin Saddam’ın devrilmesiyle kaosla neticelenen Irak müdahalesi, Irak’ta Türk Askerine çuval geçirilmesi, Başta ABD olmak üzere Batı’nın teör örgütü ePKK ve uzantılarını Türkiye’ye karşı kullanmak üzere eğitip silahlandırması, Rusya’nın Suriye’ye yerleşmesi ile hem kuzeyden hem de güneyden sınır komşumuz olması, Tahrik sonucu Rus savaş uçağının düşürülmesi ile Rusya ile sıcak savaş ortamına gelinmesi, ABD, Almanya, İtalya ve İspanya’nın bu sıcak savaş ortamında patriotlarını çekme kararı ile NATO ortağı Türkiye’yi korumasız bırakması, ABD’nin terör örgütü PKK uzantısı  PYD ile  işbirliğine girmesi, NATO ve AB üyesi Türkiye’ye karşı, sözde stratejik ortak ABD  4000 tır dolusu savaş araç ve silahlarını terör örgütü PKK uzantısı PYD’ye vermesi, Batı, AB, Rus ve Çin savaş gemilerinin 3. bir dünya savaşı olasılığına karşı Doğu Akdeniz’de sözde pay kapma hevesi ile konuşlandırılması, İlk defa iki ezeli düşman ABD ve Rusya’nın Türkiye karşı işbirliğine girmesi, Kuzey Kıbrıs petrol ve doğal gaz yataklarının Güney Kıbrıs tarafından tek taraflı sahiplenilmesine AB/Batı’nın desteği, ABD, Yunanistan ve Almanya’nın Fetö terör örgütüne yataklık yapması, Yunanistan tarafından Türkiye’ye ait 17 adanın silahlandırılması, ve bu gibi gelişmeler AB ve Batı’nın Türkiye’ye karşı kötü niyetini açıkca ortaya koymaktadır.   .
23 ve 24. FASILLAR ve CEZA
AB’nin Türkiye’ye karşı almış olduğu cezalandırma kararı da bu kötü niyetin son halkasıdır.  Uzun bir süredir beklemeye aldıkları Türkiye’nin AB  üyeliğini, 42 yıl sonra 2005 yılında alınan müzakerelerin başlanması kararıyla önemli bir eşikten geçilmişti.  Müzakere sürecinde 35 fasıldan sadece 16  fasıl açılmış, biri hariç hiç biri kapanmamıştır ve bu açılan fasılların hiç biri  AB'nin Türkiye'yi suçladığı konuları kapsamamaktadır.  Traji komik olan taraf suçlamaları kapsayan 23 ve 24. Fasıllar ise AB tarafından açılmaya yanaşılmamıştır. Müzakere süresince  Türkiye'de AB ilkelerine uyumsuzluk gösteren uygulamalar görmezden gelinip, bilinçli bir şekilde desteklenmiş ve gelinen son noktada,  AB Türkiye’de hukukun üstünlüğü, temel haklar ve ifade özgürlüğü alanlarındaki gerilemenin çok kaygı verici olduğu, bunun yanı sıra gazeteciler, akademisyenler, insan hakları savunucuları, muhalif siyasetçiler ve sosyal medya kullanıcılarına yönelik tutumun kabul edilemez olduğunun altı çizilerek  Türkiye'yi cezalandırma kararı almışlardır. En başından beri “Yargı ve Temel Hakları” kapsayan 23. fasılı ve “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik ”i kapsayan 24. Fasılları AB Bakanımız Ömer Çelik’in de  ısrarlı taleplerine rağmen AB tarafından açılmamıştır. Eğer bu fasıllar Türkiye'nin AB'ye kabulünden itibaren en başında açılmış olsa idi AB’nin bu Türkiye suçlamalarına dayanak gösterecek bir durumla karşılaşılmayacaktı. AB bu fasılları kasıtlı açmayarak kötü niyetini bir defa daha ortaya açıkca koymuştur.  Aslında  AB içinTürkiye topluluk içinde nüfus olarak gittikçe büyüyen İslam'ı  temsil etmektedir ve bundan dolayı AB kendi geleceği ve güvenliği için Türkiye'yi potansiyel tehlike olarak görmektedir. İkircikli oynamasının nedenlerinden biri  budur. Fakat en büyük neden Türkiye'nin bulunduğu bölge konumu itibarı ile gelecekte, siyasi ve ekonomik olarak dünyanın en güçlü ülke olma potansiyelini taşıyor olmasıdır. Her ne kadar tarih boyunca birbirine üstünlük  kurmak için savaşan bu ülkeler Osmanlı ön yargısı ile İslam’ın temsilcisi olarak gördükleri Türkiye'nin  kendileri üstünde eğemen bir  İslam hegomonyası  kurmasından kaygılıdırlar. Aslında güçlü bir Türkiye, Çin ve Rusya'nın genişlemeci politikalarıyla ısınan dünyada  Batı zincirini tamamlayan savunma halkası olarak hayati önemdedir. Bu nedenle Batı'nın ve özellikle AB'nin akılcı bir politika ile  Türkiye’ yi ayrılmaz bir parça olarak içselleştirip, ilkeler çerçevesinde  siyasal, ekonomik ve  kültürel güçlenmesini desteklemelidirler. AB, ilkesel değerlere sahip güçlü bir Türkiye ile  gelecekte daha insancıl bir dünyayı  geliştirmeleri birlikte mümkün olacaktır.”


Yorumlar (1)
    Google